ASMANİN FİZYOLOJİSİ
Asmanın yaşaması; büyüyüp gelişmesi, terleme, beslenme, solunum, nakil, büyüme, gelişme gibi hayatsal faaliyetlere olmaktadır. Ekonomik yetiştiricilik yapabilmek için bu sayılan faaliyetlerin iyi bilinmesi gerekmektedir. Ham maddelerin alınmasında, değişik maddelerin sentezinde, büyüme ve gelişmede pek çok fiziksel, kimyasal, yaşamsal, işlevler rol oynamaktadır.
Bunalar;
1. Terleme (transprasyon)
2. Beslenme (fotosentez)
3. Solunum (respirasyon)
4. Taşınım-nakil (translakasyon)
5. Büyüme-Gelişme
6. Kanama.
TRANSPİRASYON
Terleme, asmanın başta yaprakları olmak üzere değişik toprak üstü organlarının buhar şeklinde su kaybetmesidir. Köklerden buharlaşma organlarına doğru giden kesintisiz su hareketinin bir sonucu olarak ifade edilebilir. En fazla terleme geniş yüzey gösteren yeşil yapraklarda oluşur, terlemenin %89-91i ise yapraklardaki stomalarda gerçekleşir.buna gözeneksel (stomadial) transpasyon da denilmektedir.
Yapraklar dış yüzünü saran epidermisi ,,,,,,,, toprakları ile küçük apçıtler aracılığı ile epidermol hücrelerden azda olsa su kaybederler. Buna da kütiküler transprasyon adı verilir. Bu terleme oranı ise %9-10oranınddır.
Büyük oranda stomolardan meydana gelen terlemeyi stomaların açılıp kapanma mekanizmasını etkiler. Stoma açıklığının büyüklüğü ışık, sıcaklık, hava nemi, rüzgar gibi dış şartlara bağlır.Stomaların açılıp kapanma mekanizmalarını, stoma hücrelerindeki turgor değişimleri etkilemektedir. Stoma hücrelerinde emme kuvveti artınca etrafındaki hücrelerden su çekerek turgorunu sağlarlar. Bu sırada hücrelerin sırt çemberlerinin ince olması nedeniyle kavisli bir durum olur ve stoma deliği açılır. Hücreler turgorluğu kaybedince stomalar kapanırlar. Durgun havalarda terleme sonucu her stoma üzerinde bir buhar kitlesi oluşur ve terleme yavaşlar. Rüzgarlı havalarda ise bu durum bozulmaktadır. Hücrelerde şeker konstrasyonu arttıkça turgor oluşur, azaldıkça kaybolur. Sabahları ışığın etkisiyle stoma hücrelerinde birken CO2 harcanmaktadır. Karanlıkta nişastaya çevrlen CO2 tekrar enzimler etkisiyle şekere dönüştürülmekte ve hücrenin konsantrasyonu artmaktadır. Şekerler su emdiği için su azalmasına neden olmakta böyleceetraftaki hücrelerden su galarek hücre tekrar turgora ulaşmakta stomalar açılamaktadır. Gece ise bunun tamamen tersi olmaktadır. Gündüz direkt gelen güneş ışınları yapraklardaki ısıyı hava ısısından 2.8-12.2 C daha fazla ısıtmaktadır. Yaprak sıcaklığı arttıça hücre arasındaki boşlulardaki tutulacak su miktarıda artmaktadır ve bu durumda etraftan bu boşluklara su çekilir. Hücreler arası boşlukta su yoğunluğu arttıkça atmr17;deki su yoğunluğundan daha fazla bir yoğunluğa ulaştığından difüzyonla dışarıya su buharı verilir ve terleme gerçekleşir.
Işık terlemeyi böylece iki şekilde etkilemiş olur:
1. yaprak sıcaklığının artması
2. stomaların açılıp kapanmasına etkisiyle
yaprak yoluyla su kaybı ksilem içerisindeki su akımı üzerinde doğrudan etkilidir. Ksilem içinde yukarı doğru olan bu su hareketinin yaklaşık 30 cm/h olduğu bilinmektedir. Hareketin hızı çöl bitkişinde çok yüksek ısı ve düşük nispi nem şartlarındaartmaktadır. Çevre koşulları AYNI olduğu halde farklı bitkilerin sukaybetme oranlarının aynı olmadığı görülür. Bunun başlıca nedenleri: stomaların davranışlarındaki farklari, yaprakta bulunan hücreler arası boşlukların hacmi, hücre özsuyu konsantrasyonu gibi faktörlerdir. Su alımında etken olan kök sistemi aynı olan asmalarda yaprak yüzeyi daha küçük olanların su ihtiyacı daha bol olarak karşılanır. Aynı aprak yüzeyine sahip iki asmadan biri normal ürüne, diğeri ise daha fazla ürüne sahip olduğunda ise benzer durum ortaya çıkmaktadır. Normal ürüne sahip olan asmaların büyümesi aktif olup bütn kayıplarını dengeleyecek, yeterli su absorbe edileceği için meyve ve asmaya yetecek karbonhidrat oluşacaktır. Diğer bitkide ise fazla meyvenin gelişebilmesi için harcanan ek karbonhidratlar kök büyümesini olumsuz yönde etkileyecek ve sonuç olarak köklerde yeterli miktarda su alınıp kayıplar karşılanamayacaktır. Normalden fazla meyve taşıyan asmalar ---- ısı artışına karşı çok hassastır ve meyveler kolaylıkla güneş yanmasına yakalanırlar.
Yaz başlangıcında havaların uzun süre serin olduğu yıllarda terleme yoluyla su kaybı yavaş olmakta ve toprakta bol nem bulunmaktadır. Serin devreden sonra gelen ani yüksek sıcaklıklar özelikle meyvelerin yanmasına sebep olabilir ve çok aşırı durumlarda sürgün uçları kaybolur. Hızlı büyüyen asmalar bu koşullara uyum sağlayacak şekilde hazırlıklı değillerdir. Bunun tersine ilkbaharın serin günlerinde yaz ortalarının aşırı sıcaklıklarına yavaş yavaş geçiş görülen yıllarda terleme düzenli şekilde artmakta ve tane yanması olasılığı önemli derecede azalmaktadır. Düzenli gelişmeler olduğunda büyüyen sürgün ve kökler ısı arttıkça artan su ihtiyacına uyum sağlamaktadır. Stomalar 0 Cr17;ye yaklaşırken kapanır, 30 Cr17;ye doğru tamamen açılır. Rüzgarlarda kaybolan suyun üzerine etki eder. Ancak bu etki birazda diğer şartlarla ilgilidir. Genellikle beli bir sınıra kadar rüzgarın hızı arttıkça buhar şeklinde kaybedilen su miktarı da artmakta ve artış oranı giderek azalmaktadır.
BESLENME
Yapraklarda gıda üretimi olarakta ifade edilebilir. İlk kademe hayvanlar ve bitkiler için dokuda bulunan diğer maddelerin temeli olan şeker sentezinin yapılmasıdır. Fotosentezde ışık enerjisi kimyasal enerjiye dönüştürülmekte, yeşil plastidler suyu parçalamak ve O2r17;yi serbest bırakmak için ışık enerjisini kullanmaktadır. Sudan alınan H2 ile CO2 birleştirilerek karbonhidratlar üretilmektedir.
Fotosentezde kullanılan su, asma kökleri tarafından topraktan absorbe edilmekte ve kök-gövde-kollar-sürgünler ve yaprak saplarından ksilem demetleri içerisinden geçerek yaprağın mesofil dokusuna ulaşmaktadır.CO2 ise direkt olarak havadan yapraktaki stomalar aracılığı ve difüzyon ile yaprağa alınır. Bu basit bir gaz difüzyonu olrak yaprağın hücreleri arasındaki boşluğa doğru daha yoğun olan dışarıdan havaların ve dolayısıyla CO2 r16;nin girmesi şeklindedir. CO2 mezofildeki hücre çeperleri ile temasa geldiğinde eriyik içine girmeke, daha sonra hücre içerisinde hareket ederek kloraplastlara ulaşmakta ve oradan kullanılmaktadır. Şeker bitkinin en önemli gıdası olup yine diğer K.H.ları da bitki şekerlerden oluşturmakradır.yeşil bitkilerde üretilmiş olan şeker. Bir çok değişiklik geçirmektedir. Bunun bir kısmı respirasyonda direkt gıda olarak kullanılmaktadır. Bu yola şekerde depo edilmiş olan enerji bitkinin hayasal faaliyetlerinde kullanılmak üzere serbest bırakılmakta, kullanılamyanları ise hemen diğer K.H.lara çevrilmektedir. Bu K.Hlar arasında früktoz(üzüm şekeri), nişasta (depo maddesi), selüloz ve hemiselüloz hücre yapı materyli olarak kullanılmaktadır.
Fotosentez, çevresel faktörler tarafından tetiklenir.
Asmada yapılan çalışmalara göre şusonuçlar alınmıştır.
1) Sıcaklık: farklı sıcaklıklarda tutulan asmaların fotosentez miktarının değişik olduğunu göstermiştir.düşük sıcaklıklarda fotosenez az olmaktai sıcaklık arttıkça fotosentez artmaktai çok yüksek sıcaklıklarda yine azalmaktadır. Opt. Sıcaklık 25-30C arasındadır. Bir gün içinde normal olarak sabah az öğlen çok, akşama doğru tekrar az fotosentez meydana gelmesi gerekirken öğle saatlerinde sıcaklılğın öok fazla artması nedeniyle fotosentez miktarında azalama görülmektedir.
2) IŞIK: ışığın şiddeti, kalitesi, etki süresi ve yaprağın optik durumuna göre ışığın fotosenteze etkisi değişir. Yaprağa gelen ışığın bir kısmı yansır, bir kısmı yaparaktan geçer, bir kısmı ise(ki bu%90r17;ı ifede eder) emilmektedir. Işık şiddeti arttıkça genel olarak fotosenrezin hızıda artar. Normal hava CO2r17;si yoğunluğunda foto. Maksimum olabilmesi normal ışık şiddetinin üzerinde bir ışık şiddetine maruz kalması ile oluşur.
Fazla ışık şiddetinin fotosenteze olumsuz etkisine solarizasyon denir. Fotosenezde er tarafından alınan suen etkile ışık dalga boyu 610-700 nm kırmızı ışık 400-510 nm mavi ışıktır.
3) Su:Bitkier tarafından alınan suyun %1 inen daha azı fotosentezde kullanılır. Dolayısıyla fotosentezdeki suyun rolü indirekt olarak kabul edilir. Ancak ne olursa olsun su azlığı fotosentez miktarını azaltmaktadır. Suyun fotosenezdek rolü iki esasla ifade edilir.
4) Mineral Maddeler: çinko ile yapılan yaprak gübresi dönemlerinde gübrelemelere göre fotosentez oranı %15 kadar artmıştır. Yine Mn gübresi %26, B gübreside %87r17;lik bir artış sağlamıştır.
5) Yaprağın Yaşı: Birim alanda en fazla fotosentez orta yaşlı yapraklardan sağlanır. Bunu yaşlı yapraklar izlemekrte, en az fotosentez ise genç yapraklarda olur. Bir saatte 100cm2 yaprak alanın yaptığı fotosentez ortalama 5.45-10.43mg/CO2 arasındadır.
SOLUNUM
Fotosentezde inorganik moleküller sentez edilirken güneş enerjisi bağ enerjisi olarak depo edilir. İşte solunumda bu bağlar kopartılınca daha önceden bağlar üzerine depoedilmiş olan enerji serbest hale getirilmiş olur. Bazen bağlar kopartılmadanda org molekülden enerji elde edilir.Şöyleki başlar kopartılmadan da üzerinde depo edilmiş enerjinin bir kısmı serbest halde bırakılır
Solunum, kompleks gıda maddelerinin kademeler halinde parçalanmasıdır. Solunumun bir bölümünü oluşturan ve gıda maddeerinin çözülmesini sağlayan reaksiyonlarına ise sindirim denir. Çözelti halindeki maddeler ya bulunduğu yerde kullanılır yada bitkinin diğer kısımlarına taşınır ısaca solunum, şekerin havanın oksijeni ile yakılması olarak açıklanır. Solunumda sadece şekerler parçalanmamakta nişasta, yağlar, a.ar17;ler ve diğer maddeler de solunum reaksiyonu yoluyla CO2 ve suya kadar parçalanabilmektedir. Üzüm meyvelerinde renk değişikliği ve yumuşamanın ilk göründüğü dönemi izleyen günlerde meyvenin olgunlaşmasına kadar geçen sürede malik ve tartarik asidin hızla azalması önemlidir. Bu asitlerin azalıp kaybolmasında solunumun rolü çok büyüktür. Olgunlaşma safhasında meyvenin toplam asidik derecesindeki düşüşün solunuma bağlı olduğu görülmüştür. Genç ve olgunlaşmamış tanelerde solunum oranı olgunlaşmışlara oranla 5-10 kat yüksek bulunmuştur.
Solunumu etkileyen dış etmenler: sıcaklık, nem, yaralanma, doku tipi ve yaşı solunumda kullanılan yakıtlar.
Belirli bir sıcaklık derecesine kadar solunum şiddetti artmakta daha sonra yüksek sıcaklıklarda azalmaktadır. Sıcaklığın solunumdaki bu etkisini iş güren enzimleri etkilemesiyle ilgili olduğu kabul edilmektedir.0C r16;de solunum şiddeti çok düşük, 35 r11; 45 C r17;de ise en fazladır. Her 10C r16;lik bir yükselme solunum oranını yaklaşık 2 kat artar. Solunum şiddetini doku nemi ile yakın bir ilişkisi bulunmaktadır. Kuru tohumlarda solunum çok düşük olup, aynı tohumun nem ile temasa geçmesi ile solunum derhal yükselecektir. Zarar gürmüş veya yaralanmış asma organlarında solunum şiddetinin arttığı görülmüştür. Yine mekanik uyarı ve hastalanma ile de asma organlarında solunum şiddetlenmektedir. Genç yaprak ve gövde hücrelerinde tam gelişmiş organların hücrelerindekilere oranla solunum şiddeti 3r11;7 kat fazladır. Protoplazmayı oluşturan karbonhidratlar, yağlar, proteinler ve bunların çeşitli türevleri, vitaminler gibi organik bileşikler solunumda yakıt olarak kullanılabilirler. Fakat bir hücre kendi bünyesine sahip bir şekilde besin dediğiz özel bazı yakıtları alarak mitokondrilerde yakarak ATP elde eder. Aynı zamanda hücre içinde bir yandan yeni protoplazma inşa edilirken diğer yandan eskiyen protoplazma yanar. Solunum meyveler verildikten sonra da devam eder.
TAŞIMA-NAKİL(Translokasyon):
fotosentez sonucu oluşan organik maddeler bitkilerin farklı kısımlarına nakledilmeleri ve orada gerektiği şekilde kullanılmaları gerekir. Taşınan organik madde sıvısında genellikle sakaroz baskındır. Ayrıca Nr17;lu bileşiklerde bulunmaktadır. Ayrıca org. mad. taşınım hızı da çok değişkendir. Meyveye göre ve bitkinin farklı yaşama dönemlerine göre farklılıklar bulunmaktadır hızı saatte 40-290 cm arasında değişir. Organik adde iletildiği floem kısmında kalburlu boru arkadaş hücresi ve floem parankiması gibi iletim demetleri bulunmaktadır. Genel olarak organik madde yukarıdan aşağı doğru taşınırlar. Suyun taşınımı ise başlıca asmanın odun kısmında yani ksilem içinde olaktadır. Bu taşınım kabuğun hemen altındaki genç odun dokusunda en aktiftir. Kış dinlenmesinden çıkan asma da ilkbahar gelişme başlangıcında organik madde taşınımı aşağıdan yukarıya doğru olmaktadır. Çünkü bu organik maddeler daha önce depolanmışlardır. Gıda ürünlerinin asmanın heryerinde depo edildiği görülmüştür. Karbonhidratlar asmanın floem içerisinde sakaroz şeklinde nakledilmektedir. Yne asmada dahil olmak üzere odunlu bitkilerin çoğunun floeminde az miktarda oligosakkarit serisinden yüksek şekerler özellikle rafinoz ve stahiozr17;da nakledilmektedir. Toprak içerisinden alınan elementler başlıca ksilem içerisinde yukarıya doğru taşınmaktadır. Ancak bu elementlerin bazılarının floem içerisinde taşındığı, taşınımın aşağıya, yukarıya ve yanal olarak yanlara olduğu söylenebilir.
BÜYÜME-GELİŞME:
Büyüme canl hücrelerde. Bir madde ve hacım artması olarak tanımlanabilir. Farklı büyümeler sonucu bitkilerde dış ve iç şekli kazanılmasına morfogenesis denir.bu diğer bir değişle şekillenmenin başlangıcıdır.bitkilerde büyüme primer ve sekonder büyüme olarak 2r17;ye ayrılır. Primer büyüme köklerin ve dalların uzamasını sekonder büyüme ise kik ve gövdenin kalınlaşması sağlar. Gövde ve dal uçlarında meristematik hücreler bölünrek yeni hücreler oluşur ve unluğuna büyüme gerçekleşir. Bu yeni hücrelerin oluşturduğu kısım meristematik zonun hemen gerisinde bulunur. Yeni hücreler hızla büyür ve bu oluşmuş bölgeye uzama zonu denir. Uzama zonu hücrelerinde görülen büyüme farklaşma anının başlangıcıdır. Uzama zonunun hemen gerisinde bulunana farklılaşma bölgesi hücrelerin zamanla destek, iletim, depo ve koruyucu dokular şeklinde frkllılaşıp olgunlaşırlar köklerin uzaması da sürgünlerdeki açıklanan şekle benzemektedir. Asmanın kalınına büyümesi kambiyum hücrelerinin bölünmesiyle oluşur. Kambiyudan merkeze doğru oluşan hücrelerin büyüyüp parçalanması ile aktif ksilem de odun oluşmaktadır. Kambiyumdan dışa doğru oluşturulan hücreler ise büyüyüp farklılaşarak aktit floem dokusu ve kabuğu oluştururlar.
YILLIK PRYODİK GELİŞMELER VE DEĞİŞİMLER:
İlk bahardaki sıcaklığın büyüme üzerine yaptığı uyarımı ile asmalar uyku halinden çıkarlar bu etkiyle tomurcukların içindeki minyatür sürgüncük uzamay yani göz şişmeye başlayarak genç sürgün kendini gösterir. Uyku halinden çımak için ortalama sıcaklık 10 0C olmalıdır. Kuzey ülkelerde bunun için sekiz 0C yeterlidir. Bu sıcaklık derecelerindeki farklılığın sebebi soğuğa alışmanın bir sonucu olabilir. Ortalama sıcaklık ısı arttıkça büyüme ve sürgün uzaması günden güne hızlanır. 3r11;4 hafta sonra mevsimin n hızlı büyüme devresine girer. Bitkilerde üreme organın oluştu ve bunların geliştiği safa ya reprodiktif safa denir.
Bu safa da gelişen olaylar şunlardır.
1) Çiçek belirlenmesi
2) Çiçek kısımlarının oluşması
3) Embriyo kesesinin gelişmesi
4) Klenozyon (tozlanma)
5) Anterlerde poler tanesinin oluşması
6) Döllenmiş bir yumurtada bir embriyo kesesinin oluşması
7) Endosperm gelişmesi
8) Meyve gelişimi
Sürgün uzaması yavaşladıktan sonra karbonhidratlar sürgünlerde depo edilmeye başlanır. Depolama yerş sürgünün orta kısmıdan başlayıp mevsimin geri kalan kısmında aşağı ve yukarı doğru devam etmektedir. Sürgünün hızlı büyümesinin hılı büyümesinin geröekleştiği safhada ve tanelerin hızlı büyüdüğü devrede yedek madde birikimi azdır. Bu aşamadan sonra yedek madde birikimi hızlanmakta tanelerin olgum safhasındaki şekerin meyvelerde depolanmasındaki hızlı artış nedeniyle bir azalma görülmektedir. Depo maddeleri nişastadır. Şeker düzeyi uyku periyodu dışında oldukça sabit, bfazla şeker olursa nişastaya çevrilmektedir.
Yedek madde birikimine etki eden etmenler şunlardır:
1) Meyvelerin olgunlaşma zamanı
2) Asmanın sağlıklı olması
3) Sürgün büyüme durumu
4) Yeterli ışık altında bulunan yaprak sayısı
5) Ekolojik faktörler
KANAMA: Kökler tarından alınan su ozmatik kuvvetle hücreden hücreye geçerek kabuk parankiması ile epidermisin geçiş hücrelerinden merkez üssüne ulaşır. Asmalarda kanama demeler bu metabolik faliyet ilkbaharda geç budanan asmaların kesitlerinde görülür.
Akan su trekeidlerden gelmektedir. Bu suda stokinin ve giberallin bulunmuştur. Oldukça düşük sıcaklıklarda kanama sıvısı daha ynellşkle yüksek oranda şeker içerir. Kanama genellikle aktif kök büyümesinin olduğu dönemlerde olmaktadır. Gözler uzayıp sürünce kanama kesilmektedir. Zira omca bu suyu büyüyüp gelişmede kullanmaktadır.
SALKIM
Asmanın meyvesi üzümsü meyve durumu salkımdır. Üzüm salkımı birbirinden farklı 4 kısım içerir. Bunlar: salkım sapı, iskelet, tane sapı tanedir. Salkımın odun kısmını teşkil eder. Salkım sapı toplam ağırlığı %2.6r17;sı kadardır. Salkım sapı bağlı olduğu çubukla aynı zamanla esmerleşir, olgunlaşır ve kurur. Üzüm kesimi usta bağcılarca salkım sapını odunlaşması dikkate alınarak yapılır. Salkımın karakteristik şekli taneleri taşıyan sapçıkların dallanma şekline bağlıdır. Mesela; salkım sapçıkları az çok kısa ise salkım şekli koniktir aksine dallanma salkım ucundan başlamış ve dalcıklar birbirine eşit uzaklıkta ise salkım silindirik biçim alır. Saplar ince uzun ise taneler birbirinden uzak olurlar salkımda seyrek taneli olur. Aksi halde taneler birbirinin üzerine biner ve kısmen yassılaşır. Seyrek taneli salkımlr daha çok sofralık sık taneli salkımlar ise şıralık üzümlerdir. Salkımın şekli üzüm çeşidine bağlı olarak silindirik, kantlı, tek kanatlı, dallı konik, uzun, basık, çift salkım, seyrek veya sık taneli, uzun veya kısa saplı olabilir. Salkımlar yaz sürgünleri özerşnde 3.-7. boğumlarda bulunur. Sayıları 1-4r17;tür. Yeri ise yaprağın tam karşısıdır. Salkım büyüklükleri toprak ve ekolojik şartlara göre değişir. Ağırlıkları 114-260 g arasında değişir.
Salkımlar büyüklüklerine göre 5 grupta incelenir.
1. çok küçük= uzunlukları 6 cmr17;den az
2. küçük= uzunlukları 6-12 cm
3. orta=uzunlukları 12-18 cm
4. büyük= uzunlukları 18-24 cm
5. çok büyük = 24 cmr17;den büyük
AĞIRLIKLARINA GÖRE
1. çok küçük= ağırlığı 50 gr17; az
2. küçük= ağırlıkları 50-125 g
3. orta küçük= ağırlıkları 126-250g
4. orta büyük= ağırlıkları 251-500g
5. büyük = ağırlıkları 501-1000g
6. çok büyük= ağırlıkları 1000 gr17;dan büyük
Oramanr17;a göre(1965) ise;
1. çok küçük=175 gr17;dan az
2. küçük= 176-340g
3. orta= 341-680g
4. büyük= 681-1360g
5. çok büyük= 1360 gr17;dan fazla
salkımlar sık bir yapıdaysa ve taneler bu sıklık nedeniyle deforme oluyorsa tane kabuğu etinden olduğu gibi ayrılıyorsa tane eti sulu ise bunlar şıralık çeşitlerdir. Salkımda taneler seyrekse, salkım göz düzeyine getirildiğinde taneler arasından ışık huzmeleri geçiyorsa tane kabuğu tane etinden tulum şeklinde çıkmıyorsa tane çok sulu değilse tane sapı uzunsa ve çekirdek tane etinden kolaylıkla ayrılıyorsa bu üzümlerde sofralık üzümlardir.
KÜLTÜR ASMALARINDA RASTLANAN SALKIM ÇEŞİTLERİ
Silindir, piramit(konik), dallı konik, çift kanatlı, tek kanatlı, tilki kuyruğu, çift salkım, eşit seyrek taneli, eşit taneli olmayan,
Üzüm salkımının olgunlaşması yani kimyasal yönden değişikliğe uğraması bir takım devrelere ayrılır. Bunları 4 grupta toplayabiliriz;
1. Koruk Dönemi: Koruk hali döllenme den üzümlere ben düşme zamanına kadar devam eder. Bu devrede üzümlerin salkımları da yeşil renkte olup diğer kısımlar gibi klorofil içerir.
Salkımda taneler hacim yönünden artarak tam büyüklüklerini alırlar. Fakat koyu yeşil renk kalır ve gelişme devam eder. Tanelerde şeker birikir. Fakat miktar olarak çok azdır.
2. Ben Düşme: Asitlar gittikçe artarak, bu dönemde en yüksek düzeye ulaşırlar. Ben düşme döneminde tanenin oluşumunda ve görünüşünde şiddetli değişikler olur.büyüklükleri artmış olan taneler, oldukça şeffaflaşır, sarı renk alır. Daha yumuşak ve esnek olur. Pigmentler oluştuğundan yeşil renk giderek azalır. Beyaz üzümler sarı renk alır. Siyah üzümlerin taneleri ise açık kırmızıya döner. Üzüm ekşiliğini kaybeder olgun meyveler karakteristik rengini almaya başlar.
3. Olgunlaşma: Üzümün olgunluk halini alması demektir. Tam olgunluğa doğru olayların tümünü içine alır. Bu devrede salımda oluşan morfolojik değişiklikler salkımdaki suyun gittikçe ligninleşmesi ile sınırlanmıştır. Bu sırada tanelerde hücre boşluğu arttığından büyüklükte hemen hemen 2 kat artış olmuştur.
4. İleri Olgunluk: Tanelerin şeker içeriğinin artması, dokuda yumuşamaların meydana gelmesi rengin rengin iyice dönmesi le ortaya çıkan ve daha ileri aşamada çeşit özelliğini kaybetmesi ile sonuçlanan bir durumdur.
TANE
Taneler şekil irilik ve ağırlık bakımından çeşitler bazında oldukça farklılık gösterir. Bu durumu toprak yapısı, iklim koşulları, uygulanan teknik ve kültürel işlemlerde oldukça etkiler. Tane şekli elips, uzun silindir, uzun ters yumurta, uzun elips, kürüsel, asık küresel, yumurta, orak ve uzun orak şeklindedir. Renkleri ise sarı, altın sarısı, pembe, açık kırmızı, parlak kırmızı, tuğla kırmızısı, donuk kırmızı, mor, kırmızımtırak siyah, mavimtırak siyah olabilir. Üzüm tanesi, tane sapı, sap çukuru ve taneden meydana gelir. Tane sapının tane ile olan bağlantısını, bu bağlantıyı sağlayan, tane sap tutacağı diye adlandırılan kısım sağlar. Üzüm tanesinin sap ile olan bağlantısında önemli kısım tane sap çukurudur. Bazı üzüm çeşitlerinde tane sap çukuru çeşitli olgunluk derecelerinde çatlamakta ve birçok patolojik olaylar ortaya çıkmaktadır. Bu durum ve bu kısım biyolojik açıdan önemlidir. Çünkü burası iletken doku demetlerinin taneye girdiği ve tanenin beslendiği bölgedir. Üzüm tanesi uzunlamasına kesildiğinde en dıştaki kabuk, meyve eti, öz, çekirdek, yüzey iletken doku demetleri, merkezi iletken doku demetleri olarak iriye doğru bir yapı arz eder. Tane kabuğunun üst kısmında epiderm tabakası vardır. Bu tabaka düzgün şekilli olup karo taşları gibi döşenmiş şekildedir.
Genellikle ülkemizde çelik boyları 35-45 cm boyları arasında hazırlanır 8 mm kalınlığında ve 50-100 lük demetler halinde bağlanır aşı kalemleri yaprak dökümünden sonra kesilmemlili ancak aşı kalemi alınacak omcalar daha önceden seleksyona tabi tutularak bol ürn veren hastalık ve Zaralılara dayanıklı omcalardan seçilen sağlıklı alınan çelik fidanları ülkemizde genellikle kum içerisinde muhafaza edilir. Dik olarak kum havuları içerisine yerleştirilir. Yatay yerleştirildiğinde kış yağışları havuzlarda birikecer30;
Kumun hastalıksız,mümkünse her yılı değilse 2 yılda bir kum değiştirilmesi gerekir. En iyiy muhafaza yerleri soğuk hava depolarıdır. Buralar steril ve kontrollü olmaları avantaj. Naylon torbalar içerisine konmadan önce çelik ve kalemlerin chinosol çözeltisi içerine bandırılması faydalıdır. Soğuk depo sıcaklığı +1 0C %90r11;95 nemde olmalıdır. Ülkemizde bağ tesisi daha önce dikilmiş çeliklerin, başparmak kalınlığına gelmiş anaçlar üzerine de aşılanarak yarma aşı şekilde de basit bir aşılama tekniği ile çoğaltılabilir. Ancak bağda aşılama yerine aşılı köklü fidan dikimi ile masa başında yapılan aşılarla yada makine ile yapılan aşılamalarda mümkün olmaktadır. Zira bu yöntemde bağda aşılamaya kıyasla çok sayıda fidan üretmek mümkündür. Ülkemizde aşılanmış olan çelikler kırık ve hendek yöntemleri olarak ifade edilen iki köklendirme yöntemleri ile köklendirilir. En iyi yöntem hendek yöntemidir. Bu yöntemde çeliklerin2/3 ü yaprak içine gömülür tınlı yaprak veya tınlı kumlu topraklar tercih edilir. Fidanlar sık sık sulanmalıdır. Kışın soğuk geçen yerlerde; fidanlar yaprak dökümünden sonra kürek veya belle sökülmeli. Fidanlar ilk bahara kadar hendeklenmeli ve muhafaza altına alınmalıdır. En ideal saklama şekli soğuk hava depolarıdır. Sağlık fidanda ilk aranan özellik kök sisteminin iyi gelişmiş olmasıdır. Bağcılıkta boğaz kökleri, yan kökler ve dip kökler olmak üzere 3 tip kök vardır. Fidanda dip köklerinin oluşumu dikkate alınmalıdır. Zaten dikimde boğaz ve yan kökler kesilir. Fidanda dip kökler çepeçevre olmamalı ve kısmen etli ve uzun olmaları gerekir oluşan sürgünlerde iyi olgunlaşmalı ve normal olgunlukta olmalı. Fidanlar ftoptolojik hastalıklara yakalanmamış , yaz sürgünlerinin de yine kuvvetli sürmüş gelişmiş olması istenir.
ÇEKİRDEK
Asma çekirdekleri normal döllendiklerinde tane içinde çekirdek oluşır. Tanede normal olarak 4 çekirdek vardır. Ancak bazen daha fazla çekirdek görülebilir. Sayısı dişi organdaki karpel sayısı ile ilgilidir. Dişi organ genellikle 2 karpelden oluşur. Her karpelde 2 tohum taslağı vardır. Dolayısıyla normal olarak 4 çekirdeğin olması gerekir. Ancak bazı çeşitlerde karpel sayısı arttıkça çekirdek sayısıda artacaktır. Taneler çekirdeksiz kalır veya normalden küçük çekirdekli olursa bu döllenmeyle ilgili olup döllenme kusurlu gelişir. Tanenin büyümesi ve gelişimi çekirdeğin gelişmesi ile doğrudan ilgilidir. Tanenin ağırlığı tanede bulunan çekirdek ile orantılıdır. Dolayısıyla iri çekirdekliler iri taneli üzümlerde bulunur. Ancak çekirdek sayısı arttıkça bazen küçük tanelide üzüm çeşitleri vardır. Çekirdekler tanenin bir tarafında oluşmuşlarsa tane simetrik olmamaktadır. Çekirdek üzümün %3-5r17;i kadardır. 100 g çekirdekte 25-45 g su, 34-36 g hidro karbonlu maddeler, 13-20 g yağ, 4-6 g tanen, 4-6.5 g Nr17;lu maddeler, 2-4 g madensel maddeler ve 1 g yağ asitleri bulunur.
Morfolojik olarak çekirdekler 2 kısımda incelenir.
1. Sırt(dorsal) 2. karın(ventral)
TANENİN BÜYÜME EVRELERİ
Üzümlerde döllenmeden sonra tane büyümesi 3 belirli devreden geçmektedir.
1-Devre: tozlanmadan sonraki 3-4 haftalarda perikarpta hızlı hücre bölünmesi devam etmekte ve bunu hızlı hücre büyümesi izlemektedir (genizşleme). Yeşil renkte ve sert olup hızlı asit birikimi olmaktadır. Genel olarak 5-7 hafta sürer.
2-Devre:büyüyme oranının önemli derecede yavaşladığı bu devrede endokarpta hızlı şekilde sertleşme başlamakta özellikle embriyo hızla gelişerek tam büyüklüğüne ulaşmaktadır. Asitlik yüksek düzeye ulaşmakta şeker birikimi de görülmekte, taneler klorofil kaybetmekte, renk değişikliği başlamaktadır. Bu devre 2-4 hafta devam eder.
3-Devre: Hücre gelişmesi yoluyla tane büyümektedir. Taneler yumuşak bir yapı kazanmakta, şeker birikmekte, asitlik düşmekte, tane kabuğu renklenmekte, çeşit özelliğine göre karakteristik aroma oluşmaktadır. 5-8 hafta devam eder.
TANENİN GELİŞME EVRELERİ
Üzüm tanelerinde başlangıçtan tam olgunluğa kadar büyümenin artışı dışında pek çok değişik evreler görülmektedir. Tanedeki değişmeler devamlı olmakla birlikte bu safha 3 dönemde incelenir.
1. Yeşil evre: Tanenin oluşmaya başlamasından, olgunlaşma başlangıcına kadar sürer. Bu safhada görülen ani değişme tane büyüklüğündeki hızlı değişmedir. Şeker düzeyi oldukça sabit olup asitlik derecesi yüksektir. Malik ve tartarik asit en yüksek derecededir. Glikoz, fruktozdan daha fazladır, tane settir.
2. Olgunlaşma Evresi: Olgunlaşma başlangıcından tanelerin olgunlaşması tamamlanıncaya dek sürer. Olgunlaşmanın başlangıcı tane gelişmesinden dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu zamanda beyaz varyetelerin yeşil renkleri kaybolmaya beyaz veya sarı renkler belirmeye, kırmızı ve siyah varyetelerde ise renk oluşmaya başlar. Tane renginde ve sertlikte görülen bu ani değişmeye ben düşme denir.
Bu sırada tanelerin metabolizması son derece değişerek meyve asit biriktiren bir organ durumuna geçer. Olgunlaşma sırasında kırmızı renk koyulaşır, yeşil renk kaybolur ve yapı yumuşar. Meyvede bulunan çeşitli bileşiklerin çeşide has en yakın düzeye ulaşmalarına olgun safha denir. Ancak olgunluk mutlak değildir. Dolayısıyla bir amaç için asit derecesi yüksek, şeker miktarı az bir üzüm gerekli olurken, başka bir amaç için bunun tersi olabilir. Bu nedenle üzümün olgunluğu kullanma amacına göre, yine zevke göre değişir.
3. Aşırı Olgunluk: Üzümde bulunması istenilen özelliklere yenileri ekleneceği yerde bulunanlar yok oluyorsa aşırı olgunluk derecesi başlamış demektir. Aşırı olgunlukta şeker birikimi durmakta asitlik derecesi düşmeye devam etmekte, taneler yaralanmakta tahrip edici organizmalara ve su kaybına karşı direnç azalmakta, buruşmalar görülmekte, çatlama eğilimi hızla artmaktadır. Fazla olgunlaşma safhasında früktoz miktarı çoğu kere artmakta fakat fazla glikoz çoğu kere azalmakta veya aynı düzeyde kalmaktadır.
TANENİN OLGUNLAŞMASI
İklim faktörleri normal giderse üzümlerin olgunlaşması her yıl hemen hemen aynı tarihlerde gerçekleşir. Bu süre yani sürgün sürme tarihinden olgunlaşma tarihine kadar geçen gün sayısı: çekirdeksizde 86, tahannebi 98, kardinal 110, perlet 114, çavuş 120, İskenderiye misketi 121, kara gevrek 138, müşküle 147, hafız ali 151, papaz karası 157, razakı 167, kadın parmağı 177, pembe germe 188 gündür.
Gün sayısı her zaman için bir ölçü olmaz. Olgunluğu etkiyken diğer faktörlerde güz önüne alınmalıdır.
OLGUNLUĞUETKİLEYEN FAKTÖRLER
Asmalar işin etkili sıcaklık toplamı vejetasyon süresince günlük ortalama 10C0r17;nin üstündekiler hesap edilerek değerlendirilir. Buna göre sıcaklık toplamı 2365C0r17;den 4365C0 arasında değişirken etkili sıcaklık toplamı gün derce olarak 105-1542 arasında değişmektedir. Bununla birlikte ülkemin birçok yerinde etkili sıcaklık toplam dereceleri şöyledir. Ankara -1640, Tokat-1669, Erzincan-1683- Tekirdağ-1617, Antep- 2331, Manisa-2705, Mersin-3147, Şanlıurfa-3311, Nevşehir-1306 derece:günr17;dür.
Çok erken ve çok geç olgunlaşan iki varyetedeki maddeler arasıda çok fark vardır.erken olgunlaşanlarda 1500-1600C0 sıcaklık yeterli iken geç olgunlaşanlarda 3000Cr17;yi geçmektedir. Serin bir mevsimde ısı toplamı düşük olduğu zaman şeker birikimi ve diğer olgunlaşma işlevleri yavaş olarak devam eder. Normal durumlarda olgunlaşma dönemi gelmiş olan bu gibi durumlarda henüz üzüm yeterince olgunlaşmamış olacaktır. Sıcak yıllarda ise normal yıllardakinden daha önce mahsul hasada gelecektir. Bir üzümün geç veya erken olgunlaşmasına 1. derecede etken olan çeşit özelliği ve bunun yanında ısı toplamı, mevkii ve vaziyet, omçanın yaşı bağlarda bakım, budama, bilezik alma, çizi işlemi toprak yapısı, suni materyal(ser, plastik örtü) ve hormonların etkisidir.
Mevki ve Vaziyet:
Yükseler, vadiye ve taban araziye tesis edilmiş bağlarda vejatsyon geç başladığından mahsullerini geç oluştururlar. Halbuki güney bölgelerde tesis edilmiş bağlarda vejetasyon erken başladığı gibi diğer yönlere nazaran üzümün olgunlaşması için gerekli ısıyı daha kısa zamanda toplarlar.
Omcanın yaşı: yaşlı bağlar üzümlerini genç bağlara göre daha erken olgunlaştırırlar. Çünkü genç bağlar da hayatsal faaliyet yaşlı bağlara göre daha uzundur. Bu nedenle sürgün büyümeleri vejetasyon sonlarına kadar devam eder. Bu da üzümlerin olgunlaşması geciktirir. Çünkü üzümlerde şeker birikimi sürgünün aktif faaliyetinin yavaşladığı dönemde başlar.
Bağlarda bakım:
Bağlar sulandığı bol azot verildiği zaman çok kuvvetli ve devamlı sürgün oluşturur. Fala sürgün bol yapraklanmayı gerektirir. Bu durum üzümğn güneşle temasını keser. Aynı zamanda genç bağlarda olduğu gibi şeker birirkimi geç olur. Olgunlaşmaya yakın sulama tanenin yumuşamasına şeker miktarının düşmesüne sebep olur. Olgunlaşmaya yakın toprakta bulunan rutubetin kaybolmaması için çapalanmalıdır. Atalarımız r16;iki çapa bir su yerin geöçer demişlerdir. Bol azotlu gübrede bilinçsiz sulamada olduğu gibi üzümleri geç olgunlaştırır.
Budama:
Erken budamalar gözlerin erken uyanmalarına neden olur. Böylece sürgünler erken vejetasyona gireceğinden geç budananlara göre mahsülünü erken olgunlaştıracaklardır. Turfanda yetiştiricilik için uygun bir uygulama olacaktır. Ancak ilkbahar donlarının görüldüğü yerde omcalar oldukça geç budanmalı sürgün sürme geciktirmelidir. Çok gür büyüyen omcalar da ise ben düşmeden sonra yeşil budama yapılmalıdır. Ancak güneş yanıklığından salkımlar korunmalıdır yani kesimlere dikkat edilmelidir. Böylelikle sürgün büyümesi durur. Salkım gerekli güneşi ve ışığı alarak erken olgunlaşır.
Bilezik alma ve çizi:
Bağların fazla mahsul bağlamasına ve üzümlerin erken olgunlaşmasına neden olur. Ege bölgesinde GA3 hormonu ile birlikte bilezik alma veya çizi işlemi yapılarak tanelerin daha iri olması, hem de erken kesime yardımcı olunmaktadır. Bilezik alma veya çizi işlemi ben düşümünden önce yapılırsa 3-7 gün ergencilik sağlar. Üzümlerin olgunlaşması üzerine terbiye şeklininde etkisi vardır. Toprak yüzeyinden yukarı çıkıldıkça sıcaklıkta bir azalma olur erken olgunlaşması istenen bağlarda alçak terbiye şekli verilir böylece toprak sıcaklığından yararlanılarak erkencilik sağlanır. Bazen salkımların toprağa temas etmesi ile erkenilik dahada öne alınabilir. Ancak toprağa temas eden salkımlardaki taneler bozulur zedelenir. Mücadele yapma imkanı olmaz ve kalite düşer.
Toprak yapısı:
Kuvvetli topraklarda vejetasyon boyunca gelişme devam eder, olgunlaşma gecikir. Taban suyu yüksek olan yerlerde durum böyledir. Taban suyu alçak geçirgen ve fakir topraklarda üzümler erken olgunlaşır.
Suni materyal:
İklim faktörleri uygun olmayan ülkelerde bağlar serlerde (örtü altında yetiştirilir) bazı ülkelerde erkencilik amacı ile üzümlerdeki vejetasyonu erken başlatmak amacı ile üzümler ser altına veya omcaların üzerine plastikler gerilir veya zemin siyah plastikle örtülür.
Hormonlar:
Tane çiçeklenmeden on gün sonra 100 ppm GA3 uygulandığından üç haftaya kadar erkencilik sağlandığı yapılan araştırmalar sonucu elde edilmiştir.
Tanenin yapısı:
Meyve büyümesinin başlangıç safhasında (1. devrede) gelişmekte olan tohum taslakları ovaryum ve bunun dışında bulunan bakteriler sepaller ve resepteklum tarafından kısmen beslenir. Bu kısımlar normal olarak yeşil renklidir ve fotosentez yapma yeteneğindedirler. İleriki aşamalarda yapraklardan meyvelere şekerler taşınmaya başlar ve şeker kaynağı başlıca sakarozdur. Meyveye ulaşan sakaroz intergoz enzimi yardımı ile glikoz ve fruktoza hidrolize olurlar. Hızlı ilk devesinde şekerlerin miktarı düşük olup tanenin etli kısmının %2r17;sinedn azdır. Olgunlaşma devresinde bu oran artarak tanenin büyük bir kısmını şeker oluşturacak şekilde gelişir. Şeker kaynağı yapraklardır. Yaprak alanı azaldıkça ve optimum değerlerin altına düştüğünde elde edilecek şeker, üretilen şeker azalacaktır. Asmalar yaz başlarında hızlı büyürler. Şekerin büyük bir kısmı bu dönemde sürgünlerin, yaprakların, köklerin büyümesinde ve tanelerin iriliğinin artmasında harcanmaktadır.yeni yeni dokular oluşmasında şeker fazla kullanıldığında taneler bu dönemlerde şeker birikimi mümkün değildir.meyve normal büyüklüğünün ¾ ü büyüklüğe ulaştığı zaman omcaların aktif büyümesi durmaktadır. Bununla birlikte yapraklar normal fonksiyonlarını yütrütmekte, yapraklar ve odunsu kısımlarda toplanmaya başlayan k.h. (şeker,nişasta)meyvelere taşınmaya başlayarak şeker miktarı hızla artmaktadır.
ÜLKEMİZDE ASMA FİDANIN ÖNEMİ VE KARŞILAŞILAN SORUNLAR
bağ üretimi bakımından dünyada 5.ülkemiz birim üzüm üretimi bakımından ise 6. sırada yer alan sırada ülkemiz birim alana, üretim bakımından da oldukça gerilerde yer almaktadır. Bunların başlıca sebepleri arasında yetersiz sayıda fidan yetiştirilmesi, yetiştirilen fidanların sağlıksız olması olarak özetlenebilir. Ülkemizde yaklaşık 650000 har17;lık bağ alanında 3,5 milyon tonluk bir üretimimiz bulunmakta ancak bağlarımızın çoğunda menşeyi bilinmeyen çeşitli üzüm tip ve mahalli çeşitleriyle derleme ve toplama fidanlarla tesis edilen bağlar yer almakta ve birim alanda oldukça düşük anlamda ürün elde edilmektedir. Bu problemleri çözmek için son derece anaç, damızlık vs.
bunları başarmak için ilk önce klon seleksiyon çalışmalarıyla en sağlıklı en kapasiteli bireyler seçilmelidir. Klon seleksiyonu çalışmaları hem anaçlarla hem de kültür çeşitleriyle yapılmaktadır. Damızlık bağlarda derhal koruna seleksiyonlarına başlanmalı. Yani aşı kalemleri ve çelik damızlık bağları kurularak bireylerin yok olması önlenmelidir. Bağlarımızı tesisi edeceğimiz fidanların miktarı yetersiz kalmaktadır. Bağın ekonomik ömrünün yurdumuzda ortalama 40 yıl olduğu hesap edilirse 40 yılda bu bağların (650000 har17;lık) yaklaşık dikim sıklığına göre değişmekle 17r11;40 milyon fidana ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla üretimimiz bu miktara yeterli olmaktadır. Aynı zamanda yurdumuzda flokseranın bulaşık olduğu yerlerin belirlenmesi ve bu yerlere amrikan asma anacı üzerine aşılı çeşitlerin tesis edilmesi göz ardı edilmemelidir. Bununla birlikte amerikan asma anaçları üzerinde üretilen fidanlar ihtiyacı karşılayacak düzeyde bulunmaktadır aynı zamanda flekseraya bulaşık olmayan bölgeler için aşısız fidan üretimi gerek kamu gerekse özel fidancılar tarafından damızlık bahçelerden alınarak hızlı bir şkilde fidan üretimi yoluyla sağlanmaktadır. Flaksera zararlısının 20.yyr17; ın başında ülkemize girmesi ve eski bağcılığın yapılamaz duruma gelmesi sonu Türkiye de asma fidanı üretimi1930 lu yıllarda devlet eliyle kurulan amerikan asma fidancılarıyla başlamıştır. Bu yıllarda İstanbul, Tekirdağ, Manisa ve Çanakkaler17;de seçilen yerlerde tesisler kurulmuş ve Türkiye de yeni bağcılık buralarda üretilen fidanlarla yapılmaya başlanmıştır. O yılların teknolojileri ile ve sadece köklü amerikan asma fidanıyla başlayan üretim aradan geçen 30 yıla yakın bir süre (1960r17;lı yılların sonunda) sonunda aşılı köklü fidan üretimine başlanabilmiştir.bugün sadece Tekirdağ ve Manisa bağcılık araştırma enstitüleri konu bazında çalışmakta ve araştırma üretim bir arada yürütülmektedir.kısacası asma fidan üretimi 70yıla yakın bir geçmişe sahip olsa da bugün istenilen nitelikte ve nicelikte değildir.flokseranın bulaşık olduğu yerlerde asma yetiştiriciliği amerikan asma anacı üzerine bulaşık olmayan yerde ise yerli asma fidanlarıyla yapılmaktadır.son yıllarda aşılı asma fidana olan talep git gide artış göstermektedir. Ancak ülkemizde aşılı asma üretiminde fidanlık kaybı %30-40 civarındadır. Bu oran gelişmiş ülkelerde %50-60r17;ı geçmemektedir. Tüplü, fidan üretiminin fidanlık şartlarda yapılanalıom asma fidanı üzerine göre yararları ve mahsurları vardır. bunlar fidan üreticisi açısından değerlendirildiğinde fidanlar 2,5-3 aylık zaman diliminde dikine hazır hale gelmektedir. Aynı tesis bir yıl içerisind 2-3 defa kullanılabilir. Fidanlık parsellerinde birim alanda netrekareye 14 aşılı çelik dikilebilirken sera şatlarında 146 adet dikilebilmektedir. Sera şartlarında virüs gözlemleri yapılabilmektedir c ve daha sağlıklı fidanlar yetiştirilebilmektedir randımanı %80-90 olması avantajlı olmaktadır dolayısıyla tüplü fidanla oluşturulan bağlar daha kısa sürede gelişip ürüne yatmakta dikimden sonra bağdaki kayıtların aşılı asma şeklindeki dikime nazaran çok daha az olması aşılı asma fidanı ile tesis edilen bağlarad tutmayanların yerine tüplü fidanlarla yenilerinin dikilebilmesi satın alınan fidanların çeşit kontrolünün aypılabilme şanının lması gibi yaraları olmaktadır. Buna karşılık bu tip üretim için sıcaklık nem kontrollü seraya ihtiyaç duyması ısıtma ve malzeme masraflarının olması iş gücü kullanımın yüksek olması dikim sırasında bağlarda sulama şartlarının kurulu olması gibi dezavantajları bulunmaktadır. Tüplü fidan üretiinde başarıya ulaşmak için şu noktalara dikkat etmek gerekir.
Aşılama materyalini yaprak dökümünden sonra uygun dönemde alıması, sağlıklı ve damızlık dşnemdeki materyalle çalışılması, çeliklerde göz köreltmede özel olarak yapılmış tel fırçalar makineler kullanılması çelşk ve kalemlerin standartları uygunluğu, aşılamaya mümkün olduğu kadar erken başlanması, makine ile aşılamada uygun tipli ve keskin bıçaklı makin kullanılması hergün aşı bştmşnde bıçak ve makasların sodyum hipoklrşt gibi dezenfekten maddelerle yıkanması , düşük sıcaklıkta eriyen parafin bulunmadığından pwc ile sarılması, aşı odasının sıcaklık nem v havalandırma ile hastalık kontrollerinin sürekli yapılması aşı odasında bodrityitys mücadelesini etkili fungusitlerle mücadele yapılmasına odaların sıcaklarına düzgün kontrol eden cihazların temini, kallus oluşumundan sonra ortam sıcaklığının sera sıcaklığına yaklaştırılmasında harç olarak %70 çam talaşı,%20 torf, %10 elenmiş çam kabuğu kullanılması, tüp olarak sağlam taşınması kolay dıştan kök geliştiğini gösteren kalıpların kullanılmalıdır harcın tavlanarak hazırlanması ve tüp dolunum unun dikimden önce yapılması tüp dolunumunda fazla sıkıştırılmaması kasalardan çıkartılan yetersiz köklü fidanların elenmesi, aşılı çeliklerin dikişmden önce 60-65 cm. den erşyen parafini ve sonrasında suya bırakılması, tüpe diklen aşılı çeliklerin can suyunun hemen ve yeterli verilmesi köklenmesş zor olan öeliklerle çalışıldığından hormon kuanılmsıtüplü füdanda aşı odasıda sonra ortam sıcaklığın 280C, toprak sıcaklığının 250C, nispinemnde %70 in üzerinde ve %70 oranında gölgeleme yapılan donanımlı ve kontrollü bir seranın bulunması, tüplü aşıların alttan ısıtılan ranzalar üzerine belli bir yüksekliğe kaldırılması kök gelişimine bağlı olarak toprak sıcaklığının 180C düürülmesü ve 30 0C aşmaması, tüpe dikilen aşıların direk güneş ışığına maruz bırakılmaması, başlangıçta%70 olan gölgelemenşn %50 ye düşmesi tüplü fidanların yarı gölgeli, rüzgardan kısmen korunmuş, alıştırma yerinde 1-1.5 hafta tutuması, tüplü fidanların dikim yerine naklinde dikkatli olunması, tüplü fidan nın sulanabilen arazşdeki bağ tesislerinde kullanılması , tüp içindeki harcın dağılmada dikilmesi, dikimin geç yapıldığı durumlarda sürgün ve yaprakların aşırı sıcaktan etkilnmemesi için otlarla korunması vejetasyon süresince sulama ve toprak işlerinin düzenli yapılmalıdır.aşılama materyalşnşn alınmasında tüplü fidan elde edilinceye kadar kalifiye eleman kullanılması tüplü fidan üretiminde başarıya ulaştıracak uygulamalar ve tercihler olacaktır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Paylaş







Alıntı

Bookmarks