Bayramlarımızın vazgeçilmez ikramlarından olan çikolata, sevgi ve muhabbete kapı aralamasıyla ayrı bir özelliğe sahiptir. Çikolata kimi zaman beyni mutlu ediyor, kimi zaman bedeni aşık ediyor, kimi zaman da kalbi rahatlatıyor. Sağlığın kaynağı da deniliyor, obez insanlar topluluğunun tetikleyicisi de... Çikolatanın tadına doyum olmaz, bu nedenle de yemekten asla vazgeçmeyiz. Ama hep sıkıntı duyarız. Çünkü bize "Çikolata sağlığa zararlıdır" diye öğretilmiştir. Oysa bilim adamları birçok şey gibi çikolatanın da hem yararlı hem de zararlı özellikleri olduğunun altını çizmektedir.
Çikolata; kakao yağı, şeker ve çikolata tipine göre kakao kütlesi ve/veya toz kakao, süt ve/veya süttozu ve çeşni maddeleri, ayrıca katkı maddeleri yönetmeliğinde müsaade edilen katkı maddelerinin de ilavesi ile tekniğe uygun şekilde hazırlanıp kalıplanarak elde edilen bir mamuldür. Karıştırıldığı maddenin ismi ile anılır. Çikolatalar; Bitter çikolata, Sütlü çikolata, Beyaz çikolata olmak üzere üç tiptedirler. Sade, Çeşnili, Dolgulu olmak üzere de üç çeşitte gruplandırılabilirler. Bitter çikolata; şeker, kakao yağı ve kakao kitlesiyle, sütlü çikolata; bunlara süt tozu ilavesiyle, fakat kakao kitlesi daha düşük olarak ve beyaz çikolata ise; şeker, kakao yağı ve süt tozu ile imal edilir. El yapımı çikolatalara genel olarak pralin adı verilmektedir. Portakallı, karamelli, fındıklı, yoğurtlu, sütlü, likörlü, şamfıstıklı vb. birçok çeşidi vardır. El yapımı çikolataların içi ayrı, dışı ayrı tatlı, yuvarlak olanlarına da truffe adı verilmektedir. Çikolata standartlarına göre yapılan bar çikolatanın üretimi, kakao çekirdeğinin kabuğundan ayrıştırıldıktan sonra ezilmesiyle başlar. Meydana gelen kakao likörüne kakao yağı ilave edilir. İstenen çeşide göre süttozu veya kuruyemiş ile şeker ilave edildikten sonra şekillendirilip ambalajlanır. Bu ürün masif çikolata olarak isimlendirilir. Kakaolu ürünlerde kakaoyağı dışında diğer bitkisel yağlar kullanılmışsa bu ürünlere kokolin adı verilmektedir. Kokolin; nebati yağ, şeker, toz kakao, peyniraltı suyu tozu ve katkı maddeleri, gerektiğinde süt tozu, soya unu ve çeşni maddelerinin ilavesi ile tekniğine uygunolarak hazırlanan bir mamuldür. Kokolinler; sütlü, sütsüz, beyaz, sade, çeşnili, dolgulu olmak üzere çeşitlendirilebilirler.
GERÇEK ÇİKOLATA TARTIŞMASI!
Gerçek çikolatalarda kakao yağından başka bir yağ bulunmayacağı, ancak sütlü tiplerinde sütten kaynaklanan süt yağı bulunabileceği, üretimlerinde kakao yağının yanı sıra bitkisel (nebati) yağ da kullanılmış olan çikolataların taklit olduğu birçok kesimler tarafından özümsenmiş olsa da, AB kurallarına göre; çikolata üretiminde %5 oranına kadar bitkisel yağların kullanılabileceği kararlaştırılmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri, yedi yıl süren bu konudaki anlaşmazlıktan sonra çikolatanın tanımı üzerinde anlaşmışlardır. Lüksemburg'da toplanan AB ticaret bakanları, bileşiminde %5'e kadar kakao yağı dışında başka bitkisel yağların kullanıldığı kakaolu şekerlemelerin çikolata adıyla satılabileceğine karar vermişlerdir. Çikolata adının, sadece üretiminde %100 kakao yağı kullanılan ürünlere verilmesini savunan Belçika ve Hollanda'nın görüşü azınlıkta kalmış, çikolata tartışması, saf kakao yağı taraftarı çikolatalarıyla ünlü Belçika ve onu destekleyen Hollanda ile başını İngiltere'nin çektiği esnek tanımlama taraftarı ülkeler arasında AB'yi ikiye bölen bir sorun yaratmıştır. Belçika'nın diretmesiyle, Fransa, İtalya, İspanya, Almanya, Hollanda, Lüksemburg ile Hollanda, bileşiminde kakao yağı dışında yağlar kullanılan ürünlerin çikolata adıyla satılmasını bugüne dek yasaklarken, aynı ürünler diğer AB ülkelerinde çikolata adıyla muamele görmekteydi. Oyçokluğuyla davayı kaybeden Belçika, resmi bir açıklamayla “kararın kaliteli çikolataya karşı bir saldırı” olduğunu ilan etmiştir. Bununla birlikte çikolatalara şekerin dışında başka tat verici maddeler katılamaz.
ÇİKOLATANIN TARİHİ GELİŞİMİ
Fernando Cortez yönetiminde Meksika'nın içlerine doğru ilerleyen İspanyollar, yarı yabani yerlilerin kahverengi çekirdekleri, taştan yapılmış tanrılarına sunduklarını ve sahiplerin bunları daha sonra tapınaklarda yediklerini gördüler. Daha sonra bu bilinmeyen ürün araştırıldı ve onun doğal kaynağı bulundu. Bu bütün ülkede büyük bir itina gösterilen ve neredeyse tapınılan kakao meyvesiydi. Yerli Meksikalılar bu yemişleri sadece yüksek besin değeri olduğu için kullanmakla kalmıyor, aynı zamanda onun birçok şifa verici özelliğinden de yararlanıyorlardı. İspanyolların Meksika'ya ilk gelişlerinde kakao ağaçlarının dikimi ve kültürü pek gelişmemişti. Sadece kabile reislerinin ve sülalede sözleri geçenlerin, kakao meyvelerini toplamaya yetkileri vardı. Örneğin; Tabasca şehri, Meksika kralı Montezuma'ya yıllık 160 bin kakao çekirdeği cizye verirdi. Bu önemli hediye sayesinde de kendisine günlük 50 fincan kakao servis edilmesini, metreslerine ve hizmetçilerine de aynı şekilde 2 bin fincan kakao ikram edilmesini sağlardı. Bu kakao sıvısı arı balı ve agav şekeri ile tatlandırılır ve aromalandırılırdı. Kakaonun eski Meksika'da da sevildiği ve bilindiği tartışma götürmez. O zamanlar çikolata üretimi ilkel yöntemlerle yapılıyordu. Muhtemelen kakaolar ateşte kavrulup gevrekleştirildikten sonra kabukları soyulmuş ve ondan sonra da iki taş arasında öğütülmüştür. Bu yöntemle elde edilen kakao, toz şeklini değil de püre şeklini aldığından öğütüldükten sonra şeker ile karıştırılmıştır. Bu karışıma da biber, vanilya, küçük hindistan cevizi veya gri amber katılmıştır. Zaten oldukça keskin kokusu olan kakao günümüzde de böyle baharatlanmış olsaydı tadı bize çok farklı gelirdi. Bu bilgiler Kızılderililerin bu kıymetli ürünü o zamanlar değişik şekillerde kullandıklarını göstermektedir. İnce çekilen ve kurutulan kakao güzellik malzemesi olarak da kullanılmıştır. Pudra ve makyaj malzemesi şeklinde kullanılarak tenin aynı renkte ve güzel olması amaçlanmıştır. Ancak kakaonun kullanım alanı bununla da sınırlı kalmamış, yerli Meksikalılar tarafından ve muhtemelen onların ataları tarafından da uzun süreler ödeme aracı olarak kullanılmıştır. Örneğin 10 kakao çekirdeğine karşılık bir tavşan ve 100 kakao çekirdeğine karşılık bir kadın köle alınırdı. Ancak çekirdekler çok güzel, iri ve en iyi kalite olmalıydı.
TİCARET VE İHRACAT ÜRÜNÜ OLUŞU
Meksika'nın yeni efendileri olan İspanyolların elde ettikleri alanların, değerini ve verimliliğini anlamaları uzun sürmedi. Mevcut olan ve ulaşabilecekleri bütün kakao fidanlıklarına el koydular ve yönetimleri altına aldılar. Kakao dikimleri çoğaltıldı ve bakımlarına özen gösterildi. Kakaonun birçok ülkeye ihraç edilmesi organize ve teşvik edildi. İlk etapta Orta ve Güney Amerika'ya komşu olan ve halen İspanya yönetiminde bulunan sömürgelere yönelindi. 1520 yılında, yani Meksika'nın Kortez tarafından zaptedilmesinden 1 sene sonra kakao çekirdekleri gemilerle İspanya'ya gönderildi. Ancak çikolata üretimi yapan ilk işletmeler 1580 yılında faaliyete geçmiştir. İlk çikolata evi 1687 yılında bir Fransız tarafından Londra'da açıldı. Yine bu dönemde çikolatayı sadece yüksek sınıf tüketebiliyordu. Çikolata bir dönem bilimadamları tarafından pek çok hastalığın tedavisinde de kullanıldı. 1674 yılında çikolata yenilebilir bir besin maddesi haline geldi. Amerika çikolatayı John Hannan ile tanıdı. Hannan, Dr. James Baker'ın yardımıyla ilk çikolata fabrikasını kurdu. İngiltere, Bristol'dan Dr. Joseph Fry kakao çekirdeklerini öğüten buharlı makineyi icat etti.
İLK FABRİKA HOLLANDA’DA KURULDU
Çikolata üreten ilk fabrika olan van Houten 1815’te Hollanda’da kurulmuştur. 1860’lı yıllarda özellikle İngiltere ve Almanya’da çikolata fabrikaları faaliyete geçmeye başlamıştır. 1828 yılında kakao presi bulunmuş, endüstri devriminin ardından da çikolatada seri üretime geçilmiştir. 1876 yılında Daniel Peter ilk sütlü çikolatayı keşfetmiş, buluşu dünyanın en büyük firmalarından, İsveçli Nestle firması tarafından satın alınmıştır. İsviçre, Bern'de Rodophe Lindt konçlama işlemini bularak fondanı üretmiştir. Geçtiğimiz yüzyılda dünyada çikolata üretimi giderek artarak milyarlarca dolarlık bir çikolata endüstrisi oluşmuştur. Dünya şekerli ve çikolatalı mamuller toplam üretimi yaklaşık 11.2 milyon tondur. Dünya üretiminin önemli bir kısmını gelişmiş ülkelerdeki dev boyutlu üreticiler gerçekleştirmekte olup, toplam dünya üretiminin yaklaşık %45’i 9 firma tarafından gerçekleştirilmektedir. Çikolatanın hammaddesi kakao 2002 yılında dünyada toplam 2.5 milyon ton üretilmiştir. Türkiye’yi diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda, 2002 yılında Almanya’da 500.000 ton, Türkiye’de ise yaklaşık 400.000 ton çikolata ve türevleri üretilmiştir.
55 MİLYAR DOLARLIK DEV PAZAR
Yaklaşık 6 milyon tonluk tüketim hacmi ve 54 milyar dolarlık cirosu ile çikolata pazarı; dünyadaki en büyük gıda pazarlarından biridir. Nestle; global çikolata pazarında 8 milyar dolarlık cirosuyla sektörün en önemli iki firmasından biri olup, Kit Kat, Crunch, Milky Bar, Smarties, Rolo, After Eight gibi dünya markalarının sahibidir. 200 yıllık bir geçmişe sahip Cadbury Schweppes son 30 yılda, dünya çapında birçok büyük markayı bünyesine katarak dünyanın üçüncü büyük içecek, dördüncü büyük şekerleme çikolata şirketi durumuna gelmiştir. Gelir seviyesi yüksek ülkelerde, kişi başına tüketilen çikolatalı mamuller de yüksek miktarlarda bulunmaktadır. Kişi başına yıllık çikolata tüketimi İsviçre’de 11.5, İngiltere’de 9.9, Fransa’da 7.5, ABD’de 5.9, Rusya’da 2.4 kilogramdır. Dünya tüketiminde sürekli artışlar görülmekte ve bu artışların gelecek yıllarda da devam edeceği tahmin edilmektedir. AB ülkeleri çikolatanın ana hammaddesi kakaoda da, dünya üretiminin yarısını tüketmektedir. ABD'de nüfusun yüzde 30'dan fazlası, Yunanistan, Arjantin, İngiltere ve Paraguay da yüzde 20-30 arası, Rusya, Almanya, Brezilya, Güney Afrika ve İsrail'de yüzde 10-20'si obez olarak tanımlanmaktadır. Sağlıklı beslenme tartışmalarının en önemli hedefi fast food tarzı yiyecekler olmakla birlikte çikolata da aynı gerekçe ile tartışma kapsamında olup, kilo aldırdığı iddiası ile eleştiri konusu olmaktadır. Türkiye’de pazarı sınırlayan en önemli faktör şeker hastalarının çokluğu ve gelir düzeyidir.
DÜNYA İHRACATINDA GENEL GÖRÜNTÜ
Dünya ihracatının önemli bir kısmı büyük üretici ve ihracatçı firmalar tarafından gerçekleştirilmektedir. Sektör ürünlerinin ihracatında KOBİ’ler çok az pay almaktadır. En çok ihracat yapan ilk 5 firma toplam ihracatın yaklaşık %44’ünü gerçekleştirmektedir. Kıtalar açısından bakıldığında bazı ilginç sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Her şeyden evvel çikolata üretim ve ihracatının Avrupa tarafından domine edildiği ortadadır. Bu kıtadaki ülkelerin dünya ihracatındaki payı %80’e ulaşmakta, hatta aşmaktadır. Avrupa kıtasını dünya ihracatından aldığı %11 civarında pay ile K. Amerika ülkeleri izlemektedir ki, Amerika ve Kanada’nın da dahil olduğu bölgenin Almanya, Belçika-Luksemburg ve Fransa gibi büyük ihracatçı ülkelerin altında kalmaktadır. Diğer 3 kıtada yer alan ülkelerin payları henüz önemsiz boyutlardadır. Bir başka bakış açısından yaklaşıldığında Avrupa dışındaki ülkelerde de gelecekte çikolata tüketimi açısından büyük bir potansiyel mevcut olup, dolayısı ile üretim ve ihracatlarında da gelişmeler yaşanması olasıdır. Türkiye yaklaşık 80 milyon $ civarındaki ihracatı ile dünya ticaretinde küçük bir yer almasına karşın bir çok ülkenin üzerinde yer almaktadır.
ÇİKOLATANIN TÜRKİYE HİKAYESİ
Türkiye’de ilk çikolata fabrikası yabancı sermayeli olarak 1927 yılında Feriköy’de kurulmuştur. Avrupa’da 1860’larda üretimine başlanan çikolatanın ülkemize gelişi bir 100 yılı almıştır. Ayrıca Osmanlı mutfağının ve geleneksel tatlı kültürümüzün çok baskın olması nedeniyle çikolatanın o yıllardaki tüketimi de daha ziyade elit bir tabaka ile sınırlı kalmıştır. Türkiye’de endüstriyel çikolata üretimi 1970’li yıllarda başlamıştır. Ülkemizde ve batıda kullanılmakta olan çikolata üretim teknolojisinin temeli de 1975’tir. 1975-1980 yılları arasında yaşanan döviz sıkıntısı nedeniyle üretim kapasiteleri kısıtlı kalmış, bunun sonucu olarak da reklama yatırım yapılmamıştır. Döviz sıkıntısı yaşanan bu dönemde yatırımlara devam edilmiş, yapılan yatırımların çalıştırılması 1980’den sonra hızlanmış, bu tarihten sonra hammadde teminindeki zorluklar da aşılmış, hatta kakao çekirdeğinden gümrük de kaldırılmıştır. Önceleri lüks ürünler kapsamında olan çikolatalı mamuller sektöründe gümrüklerin de sıfırlanmasıyla 1980’den sonra çok hızlı bir gelişme yaşanmıştır. Bu arada şekerlemeye yatırım yapılmamış, tüm yatırımlar çikolataya yönelmiştir. Bu önemli bir stratejik karardır. Peş peşe fabrikalar kurulmuş ve çikolatalı mamullerde gelişme ön planda tutulmuştur.
ATATÜRK’TEN HATIRA LEZZET
Çikolata sektörü; ülkemizde gün geçtikçe ilerleyen sanayilerden birisidir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkemizde yaygınlaşan ve 1980'lerde bir sanayi koluna dönüşen çikolatacılıkta geldiğimiz noktada dünya ile yarışmaktayız. Türk insanı, çikolata ile Osmanlı zamanında saray çevresinde içecek olarak tanışmıştır. Tablet şeklinde yurt dışından getirilen çikolata, saray ve çevresinin en gözde içeceklerinden olmuştur. Türkiye'de çikolatanın yaygınlaşması, Atatürk'ün isteğiyle gerçekleşmiştir. Ülkemize gelen yabancılar, alıştıkları yiyecek ve içecekleri, Türkiye'de de bulmak istemişler, bunun üzerine Atatürk, Avusturya ve İsviçre'den çikolatalar getirtmiştir. Türkiye’nin Dünya fındık üretiminin yaklaşık %75’ini, ihracatının ise yaklaşık %70’ini tek başına karşılama gibi büyük bir avantaja sahip olmasından dolayı, çikolata sektörü hammadde açısından zengin durumdadır. Türkiye’de toplam çikolata ve çikolata kaplamalı ürünler pazarı 50 bin ton civarındadır. Buna göre pazarın parasal büyüklüğü yaklaşık 500 trilyon TL’dır. 2002 yılında 2001’e kıyasla %5 daralma yaşanmıştır. Ancak Türkiye’deki genç nüfus, yeniliklere ve lükse açık bir tüketici, yüzyıllardır gelen tatlı alışkanlığı, ikrama düşkünlük ve ziyaretlerde özellikle de bayramlardaki tatlı, çikolata ve şeker ikram ve hediye etme alışkanlıkları Türkiye’de sektörün potansiyelini artırmaktadır. Ekonominin hızla büyümesi, tüketim alışkanlıklarındaki değişim, dolayısıyla hızla büyüyen gıda sektörleri özelliği ile de çikolata üreticileri için doymuş pazarları ve oturmuş tüketici eğilimleri ile Avrupa’dan çok Türkiye ve Türkiye gibi ülkeler önem kazanmaktadır.
BİLİNÇLİ TÜKETİCİ PAZARI BÜYÜTÜYOR
Türkiye’deki tüketici gittikçe bilinçlenmektedir. Dolayısıyla yeni ve kaliteli ürünler piyasada cazip hale gelmekte, fiyatlar ikinci planda kalmaktadır. Kişi başına çikolata tüketimi 6-11 kilogram arasında seyreden gelişmiş ülkelerin yanında, Türkiye’deki kişi başına tüketim 800 gramdır. Rusya’nın kişi başına tüketimi bile bundan üç kat fazladır. Türkiye’de tüketim düşüklüğünün en önemli nedeni gelir düzeyine göre çikolatalı ürünlerin pahalı kalmasıdır. Düşük tüketimde kilo alma korkusu da önemli yere sahiptir. Türkiye’de genel olarak yılda yaklaşık 15 bin ton çikolata tüketilmektedir. En çok tüketilen çikolata çeşidi %80 pay ile sütlü çikolatalardır. Kokolin tüketimi bayramlarda artmak koşulu ile 5 bin ton civarındadır. Bu rakamlara ihracat dahil değildir. Çikolata kaplamalı mamul tüketimi de 65 bin ton civarındadır. Türkiye’de çikolatanın en çok tüketildiği aylar Kasım ve Mart’tır. Nisan ayında düşüşe geçen çikolata tüketimi, Haziran ve Eylül aylarında en düşük rakamlara ulaşmaktadır. Ekonomideki istikrarsızlık, kişi başına tüketimi doğrudan etkilemektedir. Türkiye’de insanlar, öncelikli olarak ellerindeki parayla temel gıda maddelerini alırken, çikolata gibi her gün tüketmek zorunda olmadıkları, zevke hitap eden ürünleri geri plana itmektedirler. İnsanların tatlıya ihtiyaçları olduğu zaman, teknoloji toplumunun gereği çabuk ulaşıp, hemen tüketebilecekleri şeyler ağır basmaktadır. Buna paralel olarak Marmara Bölgesi ile Doğu Anadolu, Ege Bölgesi ile Karadeniz arasında da tüketim farklılıkları vardır. Tüketim alışkanlıkları ve toplumun o kesitinin içinde bulunduğu yaşam şartları, tüketimi doğrudan etkilemektedir.
KAPASİTE KULLANIMI DÜŞÜK!
Çikolatalı ürünlerin kapasite kullanımı dini bayramlardan önce ve kış aylarında en yüksek seviyeye ulaşmakta, diğer zamanlarda ise oldukça düşük olmaktadır. Üretimin talebe göre yapıldığı göz önüne alındığında kapasite kullanım oranının ihracatla artırılabileceği düşünülmektedir. 1990’lı yılların başında eski SSCB ülkelerine yapılan ihracattaki büyük artış sonucunda kapasite artırımına giden sektörde, bu ülkede yaşanan kriz sonucunda ihracatın düşmesi, büyük oranda atıl kapasite oluşmasına neden olmuş, ihracat pazarında sıkıntı yaşayan firmalar yurt içi rekabeti artırmıştır. Bu soruna rağmen, iç pazarın dinamik olması ve hedef pazarlara yakınlık, yatırımları artırmaya devam ettirmiştir. Şekerli ve çikolatalı ürünlerin imalatında, temel iki hammadde şeker ve kakaodur. Bu sektörde şeker ihtiyacı genelde yurt içi kaynaklardan, kakao ise tamamen ithal yoluyla temin edilmektedir. Yabancı sermayeli yatırım teşvik belgesi almış 10’un üzerinde firmanın faaliyette bulunduğu şekerli ve çikolatalı ürün sektöründe, lokum, helva ve şekerleme üretiminin büyük bir bölümü küçük ölçekli işletmelerce, çiklet, çikolata ve çikolata mamullerinin tamamına yakını ise 50 ve daha fazla işçi çalıştıran işletmelerce gerçekleştirilmektedir. Çikolata üretimi için kaliteli girdiler kullanmak gereklidir. Bunlar hazır alınabileceği gibi, kakao çekirdeğinden başlanarak da üretilebilir. Özellikle sütlü çikolatalarda kullanılan sütün aroması son ürünün lezzetinde büyük etken olmaktadır.
POTANSİYEL PAZAR ORTA ASYA
Türkiye çikolatalı mamuller ihracatı genel olarak incelendiğinde; 1993 yılına kadar bu tür ürünlerin başta Türk insanının yoğun olarak yaşadığı Avrupa ülkeleri ve bazı Orta Doğu ülkeleri olmak üzere sınırlı sayıda ülkeye ihraç edilmekteydi. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra eski Sovyet Cumhuriyetlerinden gelen yoğun talep sonucu ihracat bu ülkelere yönelmiştir. Sözkonusu ülkelerde, o yıllarda bankacılık ve kambiyo sistemi yetersizdi. Avrupalı üreticilerin yönelmediği bu pazarlarda özel sektör gelişmemişti. Türk ihracatçılarının riskli olmasına rağmen bu pazarlara girmeleri, Türk ihraç ürünlerine bu pazarlarda birkaç yıl boyunca önemli talepler doğmasıyla sonuçlandı. Özellikle 1993-1996 yılları arasında sözkonusu pazarlara gerçekleştirilen önemli ölçüde çikolatalı mamul ihracatı ile ani bir yükseliş yaşanmış ve bu yıllar arasında şekerli ve çikolatalı mamuller sektörü Türkiye’nin en hızlı büyüyen sektörlerinden biri haline gelmiştir. Serbest piyasa ekonomisine geçen eski Sovyet Cumhuriyetleri’nde mevzuatların tam olarak düzenlenmesi, tüketici haklarının korunması ve ithalatla ilgili mevzuatlarını sağlamlaştırmaları ile birlikte kalitesiz ürünlerin ihracatları azalmıştır. İhraç edilen bazı kalitesiz ürünlerin getirdiği imaj kaybı ve bu ülkelerde bankacılık ve kambiyo sisteminin gelişmesiyle birlikte Avrupalı üreticilerin de pazara girmeye başlamaları sonucu, eski Sovyet Cumhuriyetlerine yönelen şekerli ve çikolatalı mamuller ihracatı değer kaybetmeye başlamıştır. Son yıllarda bu pazarlarda yaşanan ekonomik sıkıntılar ve çeşitli ülkelerin ithalatlarına getirdikleri engellemeler, ihracatımızda yaşanan değer kaybının çok daha fazla artmasına neden olmuştur. Ancak bu pazarlar Türkiye için halen potansiyel pazarlardır. Bu ülkelerin ekonomik sorunlarını çözümlemeleriyle birlikte, ihracatımızın tekrar artış eğilimine girebileceği tahmin edilmektedir.
SEKTÖRÜN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Taklit mallar ile yapılan haksız rekabet çikolata sektöründeki en önemli sorundur. Uluslararası normlara uygun üretim yapan firmalar, tüketicileri ve distribütörleri bu konuda bilinçli olmaları yönünde uyarmaktadır. Ayrıca, kakao çekirdeği, ambalaj malzemeleri, yağlar gibi ithalata dayalı hammaddelerin yüksek maliyeti enflasyon ile birlikte üreticiyi ve tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır. ? Özenle üretilip dağıtılan ürünlerin tüketiciye gelmeden önce, satış noktalarında gerektiği gibi kuru, serin, doğrudan güneş ışığından uzak saklanmaması da diğer bir sorundur. Bu sorunun aşılması için satış noktaları ve distribütörlerin eğitimli olması gerekmektedir.
Sektörde kapasite kullanım oranının (3 vardiya çalışma esasına göre) %50 dolayında olması nedeniyle toplam talebe göre kapasite fazlalığı mevcuttur.
Sektörde sermaye yetersizliği vardır. Ana hammaddelerden şekerin Türkiye Şeker Fabrikaları tarafından peşin olarak satılması, işletme sermayesi ihtiyacını artırmaktadır.
Hammadde ithalatı, özellikle süt mamulleri ithalinde zorluklar yaşanmaktadır.
Gıda üretim izni için Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'na yapılan başvurular gecikmeli olarak cevaplandırılmaktadır.
Sektörde kalifiye eleman sıkıntısı yaşanmaktadır.
Sektörde faaliyet gösteren bazı küçük firmaların, basit ve uygun olmayan koşullarda üretim yapmaları, sigortasız işçi çalıştırmaları, kalitesiz hammadde ve ambalaj malzemeleri kullanmaları, faturasız mal alımı ve satımı yapmaları, sektörün gelişmesine engel olmaktadır.
Özellikle Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Tarım Köy İşleri Bakanlığı arasında benzer konularda mükerrer uygulamalar ve yetki karmaşası maddi ve manevi kayıplara neden olmaktadır. Dünyada ve AB’de aynı konularda mevcut uygulamalar dikkate alınarak bürokrasinin azaltılması yönünde radikal kararlar alınmalıdır.
Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesinden Kalite ve Maliyet konularında iyileştirici sonuçlar verecek, rekabeti geliştirecek politikalar izlenmelidir. Böylece sektörün hammadde ihtiyacının zamanında, istenilen miktar kalite ve fiyatla karşılanması sağlanmalıdır.
Mevcut pazarlarda ihracatın artması ve yeni pazarlara ihracat yapılması için Türk mallarının tanıtımına ve imajının artırılmasına yönelik Devletle işbirliği içinde ortak projeler geliştirilmelidir.
Enerji fiyatları Türk sanayi ürünlerinin dış pazarlara satılmasında rekabet gücünü azaltan önemli etkenlerin başında gelmektedir. İhracat yapan firmalara rakip ülke fiyatları ile enerji verilmesi konularında yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Gümrüklerde bulunan laboratuarların sayısı artırılmalı, mevcut laboratuarların personel, alet, cihaz ve donanım eksiklikleri tamamlanmalıdır. Mevcut uygulama ithalatın gecikmeli olarak yapılmasına ve dolayısıyla ihracat teslim tarihlerinin gecikmesine neden olmaktadır.
Kayıt dışı çalışan ve gıda mevzuatına aykırı koşullarda üretim yapan firmalar sıkı denetim altına alınmalıdır. Halk sağlığının korunması ve Türk sanayi ürünlerinin dış pazarlarda itibarının artırılması için, kalite bilinci geliştirilmeli bu anlamda Kalite Yönetim Sistemi, HACCP, GMP, GLP konularından çalışmalar yapmaya firmalar teşvik edilmelidir.
Eğitimli işgücü ihtiyacını karşılamak için sektörün yoğun olduğu bölgelerde Gıda Meslek Liseleri açılmalıdır.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’ndan alınan üretim izinleri zaman kaybına neden olmakta ve özellikle ihracat siparişlerinin zamanında teslimini engellemektedir. Üretim izni, üretilmekte olan ve üretim izni alınmış ürünlerin aroma değişikliği yapılarak hazırlanan yeni çeşitleri için de istenmektedir. Bu konuda devletin hazırlattığı FİAS raporunda da değinildiği gibi “ana ürün türleri için verilen üretim izinleri” yeterli olacak şekilde yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Sektörde Ar-Ge faaliyetlerine gereken önem verilmemektedir. Tüm sektörlerde olduğu gibi çikolata sektöründe de Ar-Ge, üniversite ve imalatçının beraber olduğu bir ortam oluşturulması gerekmektedir.
MARKALARIMIZ DÜNYA PAZARINA HAZIRLANIYOR!
Türkiye’de 1950’li yıllardan sonra gelişme kaydeden çikolata sanayi ile ilgili bugün büyük bir ilerleme göze batıyor. Hem üretim kapasitesi hem de tüketim potansiyeli olması bakımından cazip bir pazar konumundaki Türkiye, çikolatayı yeni yeni seven genç nüfusuyla markaların iştahını kabartıyor. Dünya pazarında kendisine yer edinmeye çalışan Türk firmaları da yine son yıllarda atağa geçti. Gelecekten hayli umutlu olan çikolata üreticisi markalarımız, kalite standartlarını yükseltmeye devam ettikçe dünya pazarından alacakları payı da artırmış olacaklar.
Şölen
1989 yılında kurulan Şölen kurulduğu günden bu yana ağırılıklı olarak çikolata, gofret sakız ve bisküvi alanında çalışmalar yapıyor. Bir aile şirketi olan Şölen, 450 çalışanı ile günlük 140 ton üretim gerçekleştirmekte ve bunun yüzde 20’si yurt içinde tüketilirken yüzde 80’i dünyanın dört bir yanındaki ülkelere ihraç edilmektedir. Yurtiçindeki çalışmalarıyla pazarda önemli bir yer edinmiş olan Şölen, lezzeti ve kalitesi ile yurtdışındaki pazarlarda da varolan bir marka olmuştur. Şölen, Avrupa, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika ve Amerika kıtalarındaki 60’ı aşkın ülkeye ürünlerini gönderiyor.
Tayaş
1960'lı yıllarda Konya'da küçük bir imalathanede ticari öyküsü başlayan Tayaş’ın, 1991 yılında Gebze'deki modern tesislerine taşınmasıyla gelişim süreci devam etmiş. 1998 yılında Alman Bosch firmasından getirdiği şekerleme tesislerini devreye almasıyla yaklaşık 12.000 m2 kapalı alan içinde ikiyüz kişilik kadrosu ile 50 ton üretim kapasitesini yakalamış. 30 farklı tarzdaki ürün yelpazesi ile hizmet veren şirket, titiz çalışmalarının karşılığını, 2000 yılında İsviçre'nin Cenevre kentinde aldığı uluslararası 'Altın Kalite' ödülü ile almış.
Çağla
Çağla Gıda San.Tic. Ltd. Şti. 1992 yılında Körfez-Kocaeli'nde kendi tesislerinde faaliyetlerine başlamıştır. Üretimimizin ilk iki yılında, yıllık 1000 ton kokolin ve 1000 ton kremalı gofret işleme kapasitesine sahip olan firmamız, bu gün yıllık 7500 ton kokolin ve 4500 ton gofret işleme kapasitesine sahiptir. Firmamız günümüzün şartlarına göre teknolojisini, üretim kapasitesini ve kalitesini arttırmak suretiyle belirlenen hedeflere ulaşmak için arge çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir. Üretimimizin %80 civarı ihracat pazarlarında geri kalan kısımı iç piyasadaki müşterilerimiz kanalıyla tüketiciye ulaştırmaktadır.
Çağla Gıda San.Tic. Ltd. Şti. 1992 yılında Körfez-Kocaeli'nde kendi tesislerinde faaliyetlerine başlamıştır. Üretimimizin ilk iki yılında, yıllık 1000 ton kokolin ve 1000 ton kremalı gofret işleme kapasitesine sahip olan firmamız, bu gün yıllık 7500 ton kokolin ve 4500 ton gofret işleme kapasitesine sahiptir. Firmamız günümüzün şartlarına göre teknolojisini, üretim kapasitesini ve kalitesini arttırmak suretiyle belirlenen hedeflere ulaşmak için arge çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir. Üretimimizin %80 civarı ihracat pazarlarında geri kalan üretimini iç piyasadaki müşterilerimiz kanalıyla tüketiciye ulaştırmaktadır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Paylaş







Alıntı

Bookmarks