11 sonuçtan 1 ile 11 arası
  1. #1
    Lisans Üye
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    16 Mar 07
    Yaş
    30
    Şehir
    Üniversite
    Meslek
    Sektör
    Mesajlar
    277
    Konular
    14
    Eklentileriniz
    0
    Kazanılan Kredi
    0
    Kullanılan Kredi
    0
    Kalan Kredi
    0

    Standart GDO hakkında

    Tek tip boğucu gündemden uzaklaşıp satır aralarına gömülen ve bence ulusal güvenliğimiz üzerinde birinci dereceden tehdit algısı yaratan bir konuyu dikkatinize sunmak ve de dikkatinizi çekmeyi başarır isem de sonucu değiştirmek adına daha fazlasını isteyeceğim bugün sizden ey aksiyonel okur. Bu öyle bir konu ki yaratacağı ekonomik yıkımın dışında,Türk neslinin KISIRLAŞTIRILMASI, tedavisi imkansız olan ölümcül alerjiler, bilinmeyen hastalıklar ve doğadaki görülmemiş değişimler tehlikesini içeriyor.


    Geçtiğimiz ay Meclis’ten geçen Tohumculuk Yasası’ndan bahsediyorum. Bu yasayla devlet tohumculuk alanından tamamen çekiliyor, piyasa başta İsrailli firmalar, Syngenta, Pioneer, Monsanto gibi çokuluslu tohum şirketlerine teslim ediliyor, çiftçimiz sizlere ömür ve de biraz önce de belirttiğim gibi hepsinden önemlisi de yasa ile Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) girişine ve ekimine olanak tanınıyor. Böylece de insan sağlığı üzerinde başta KISIRLIK, alerjik reaksiyonlar, antibiyotik dayanıklılık gibi hemen ve uzun vadede öngörülemeyen ciddi sağlık riskleri yaratıyor.

    Yasanın arkasında AKP’nin içindeki Güneydoğulu vekiller lobisinin önde gelen ismi, Tarım Bakanı Mehdi EKER durmakta ve… Noktaları yine siz doldurun ey bilen okur.

    Bu arada hemen eklemem gerekiyor; Avrupa Birliği, Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO’lu) AB’ye girmesine izin vermemekte, peki ya KISIRLAŞTIRMA, neslimizin tüketilmesi ve diğer tehlikeler altında olan siz Türk Milleti şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz?

    Konuya farklı bir uzman yorumu getirelim; Hafta sonu çok değerli bir çiftin konuğu oldum, Özbekistan’ın sürgündeki muhalif lideri Muhammed SALİH ve eşi Dr. Biyolog Aydın SALİH Hanımefendi ile uzun uzun sohbet ettik, nereden nereye… Aydın Hanım, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Tohumculuk Yasamızın içerdiği tehlikeler ve yakın geçmişten günümüze tespitlerle dolu önemli bir yorum yaptı (’konu Türk dünyası olunca hepimiz tek ses oluruz’ diyerek) bu stratejik konuyu-ulusal tehdidimizin boyutunu Sayın Aydın SALİH’in incelemesinden aynen aktarıyorum;

    ‘Son dönemde zaten Türkiye tarım ürünleri (sebze, buğday, mısır, ayçiçeği vs.) tohumlarının yüzde sekseni dışarıdan ithal edilmeye başlanmıştı. Bu tohumların GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ tohumlar olduğunun bilinmemesi mümkün değil. Her GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ tohum, içinde terminatör geni ihtiva eder. Bu terminatör kendi neslini yok etmeye programlanmıştır. İşte bu nedenle de genetik olarak değiştirilmiş tahılın verdiği ürün tohumu KISIRDIR. Yani, her ekim yılı/mevsimi için yeniden tohum almak gerekecektir. Bu durum, sadece gıda açısından dışarıya bağımlı hale gelmekle kalmayacak çok daha vahim sonuçlar doğuracaktır.

    Dışarıdan bakınca sadece ticari amaçla yapıldığı sanılan bu işin arkasında ise çok vahim bir stratejik hedefin yer aldığı görülüyor. Bu tip tohum politikasına bağımlı kalan Türkiye, sadece ekonomik değil, genetik tuzağa da düşmüş olur.

    Genetik olarak değiştirilmiş tohumları istenilen menfi ya da müspet yönde programlamak mümkündür. Ve böylece GDO’lu ürünlerle istenilen her toplum yönlendirilebir. Bu yöntem bir milleti ve onun yaşadığı ortamı yok edebilecek kadar tehlikelidir. Mesela bu program, kısırlaştırma (sterilizasyon) erkek ve kadınlarda KISIRLAŞTIRMA programı olabilir. Veya tedavisi imkansız olan ölümcül alerjiler, bilinmeyen hastalıklar ve doğadaki görülmemiş değişimler olabilir. Yani GDO bünyesinde otomatik olarak ve sonsuz bir şekilde çoğalabilen GENETİK BOMBALAR taşıyabilir. Ancak ne yazık ki Türkiye’ye sokulan bu GDO’ların ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin tespitini yapabilecek bilimsel altyapı mevcut değil.’

    Evet, tehlikenin boyutu ortada, neslimiz, sağlığımız, ülkemize ‘Genleri Değiştirilmiş Tohum’ biyolojik silahı ile vurulmak üzere, yediğiniz her lokmada aklınıza gelsin; işgal sizce kaç türlü olur ey tehlikedeki okur?



  2. #2
    Yeni Üye
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    26 Sep 07
    Yaş
    32
    Şehir
    54 SAKARYA
    Üniversite
    Suleyman Demirel Universitesi
    Meslek
    gıda mühendisi
    Sektör
    kamu
    Mesajlar
    97
    Konular
    14
    Eklentileriniz
    0
    Kazanılan Kredi
    0
    Kullanılan Kredi
    0
    Kalan Kredi
    0

    Standart Cvp: GDO hakkında

    gerçekten tüyler ürpertici bir tablo. bu millet üzerinde daha nasıl oyunlar oynanacak ve bizler buna daha ne kadar seyirci kalacağız...



  3. #3
    Kurucu Sinan COSKUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    06 Feb 07
    Yaş
    30
    Şehir
    34 İST AVR.
    Üniversite
    Mersin Universitesi
    Meslek
    Yazılım
    Sektör
    İnternet Hizmetleri
    Mesajlar
    2.043
    Konular
    187
    Eklentileriniz
    50
    Kazanılan Kredi
    Kurucu
    Kullanılan Kredi
    Kurucu
    Kalan Kredi
    Kurucu

    Standart Cvp: GDO hakkında

    Aslında konunun özüne inilirse çok güzel bi çalışma. GDO benim tez konumdu ve baya bi araştırmasını yapmıştım. Hem olumlu hemde olumsuz birçok bilgi elimin altından geçti. Mesela bunlardan biri zamanında GDO uygulanmış bi besinin denemek amaçlı çinde dağıtılması ve insanların alerjik reaksiyonlar sonucu ölümlerle sonuçlanması ve buna benzer diğer ülkelerden olaylar. Bu kısmı gerçekten ürkütücü. Değiştirilecek olan gen eğer iyi ayarlanmazsa ve o genin nakledildiği üründe zamanla değişime uğrarsa sonuçları çok büyük olaylara yol açmakta.

    Niçin GDO çıkmış? Aslında çok yararlı bi düşünce. Ana düşünce şu; diyelimki kutuplarda yaşayan bi balık var ve malum soğuğa dayanıklı. Aynı şekilde Türkiyemizi ele alalım; meşhur seracılık. Şimdi GDO şunu sağlıyor, Balığın soğuğa dayanıklı olmasını sağlayan gen Türkiye'de yetişen domatesin soğuğa karşı duyarlı olan geniyle değiştirilmesiyle daha dayanıklı ürün elde edimi. Bu sadece hava şartlarına değil, diğer olumsuz etkenler içinde farklı genlerle oynanarak yapılması planlanıyor. Bu yönüyle bakıldığında GDO çok verimli bi teknoloji.

    Ben GDO lu bi gıdayı tüketirmiyim? (tez sunumu sonrası jürinin sorduğu bir soruydu )
    Hayır. Şuan bizim gelişmiş böyle bi teknolojimiz yok gelen ürünlerde özellikle ABD ve uzakdoğu ülkelerinden gelmekte. Eee o ülkeler genelde bizim gibi (gelişmiz, az gelişmiş, göze batan... artık nasıl isimlendirirseniz) ülkeleri kobay olarak kullandıklarından pek taraftar değilim GDO lu ürün kullanımında. Ama zaman geçerde böyle bi teknoloji sahibi olur ve üretimi görme gibi imkanımız olursa neden olmasın. Küresel ısınmanın kapıda olduğu su zamanda dayanıklı ürün eldesi başka kapılara bağlanmayı engeller diye düşünüyorum...



  4. #4
    Yönetici ewin3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    01 Aug 08
    Şehir
    34 İST ANA.
    Üniversite
    Kocaeli Universitesi
    Meslek
    Gıda teknikeri
    Sektör
    Mikrobiyoloji laboratuarı
    Mesajlar
    752
    Konular
    235
    Eklentileriniz
    45
    Kazanılan Kredi
    Yönetici
    Kullanılan Kredi
    Yönetici
    Kalan Kredi
    Yönetici

    Standart Cevap: GDO hakkında

    paylaşım için teşşekkür ederim...



  5. #5
    Yeni Üye cikcik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    22 Feb 08
    Yaş
    26
    Şehir
    34 İST ANA.
    Üniversite
    Erciyes Universitesi
    Meslek
    gıda mühendisi
    Sektör
    catering
    Mesajlar
    24
    Konular
    15
    Eklentileriniz
    15
    Kazanılan Kredi
    750
    Kullanılan Kredi
    478
    Kalan Kredi
    272

    Standart Cevap: GDO hakkında

    Evet katılıyorum..Ülkemizde henüz GDO'lu ürünlerin yarar ve zararlarını tesbit edebileceğimiz bir alt yapı yokken tabiri caizse boyumuzdan büyük işlere kalkışıyoruz..Her zamanki gibi bir konunun ciddiyetini anlayabilmemiz için en az bir insanımızın canından olması gerekiyor..diye düşünüyorum..
    Devlet yöneticilerimiz halkını koyun sürüsü yerine koydukları için denemekten ne zarar çıkar ki..Kendi çocuğu ya da eşinin canı değil kumar oynadığı..
    GDO benim de bitirme tezim..GDO'lu ürünler bir çok yararının yanında,kötüye kullanma ve yetersiz teknoloji,yetersiz bilgiden dolayı da bir çok zararı olabilecek çok hassas bir konu..Yani üzerinde derin arştırma yapılarak yasa çıkarılacak bir konu..
    Şu an için türkiyemize GDO'suz günler diliyorum..inşallah..!!



  6. #6
    Yeni Üye
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    08 Jun 07
    Yaş
    27
    Şehir
    35 İZMİR-GZT
    Üniversite
    Suleyman Demirel Universitesi
    Meslek
    muh.
    Sektör
    free
    Mesajlar
    51
    Konular
    18
    Eklentileriniz
    11
    Kazanılan Kredi
    550
    Kullanılan Kredi
    21
    Kalan Kredi
    529

    Standart Cevap: GDO hakkında

    GMO'lu ürünlerin vebalı muamelesi görmesi dehşet verici buluyorum.
    hani ağzı olan konuşuyor denilir ya aynen öle, çoğunluklada doktorlar
    o doktorlara sormak lazım, verdikleri aşıların veya ilaçların içerisinde gmo varmı?
    bu konuda biyoteknolojik calışmalar sırf tarım ürünleri üzerine mi olmuştur?



  7. #7
    Lisans Üye sonkahraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    22 Sep 08
    Yaş
    25
    Şehir
    06 ANKARA
    Üniversite
    Selcuk Universitesi
    Meslek
    Gıda Mühendisi
    Sektör
    Gıda
    Mesajlar
    445
    Konular
    167
    Eklentileriniz
    34
    Kazanılan Kredi
    1700
    Kullanılan Kredi
    28
    Kalan Kredi
    1672

    Standart Cevap: GDO hakkında

    Alıntı yasarkemal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    GMO'lu ürünlerin vebalı muamelesi görmesi dehşet verici buluyorum.
    hani ağzı olan konuşuyor denilir ya aynen öle, çoğunluklada doktorlar
    o doktorlara sormak lazım, verdikleri aşıların veya ilaçların içerisinde gmo varmı?
    bu konuda biyoteknolojik calışmalar sırf tarım ürünleri üzerine mi olmuştur?
    GDO'lu gıdaları siz nasıl görüyorsunuz acaba? varsa bildiğiniz antitez paylaşın...



  8. #8
    Yeni Üye
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    06 Jun 07
    Şehir
    70 KARAMAN
    Üniversite
    Selcuk Universitesi
    Meslek
    Gıda Mühendisi
    Sektör
    İçecek Sektörü
    Mesajlar
    76
    Konular
    11
    Eklentileriniz
    8
    Kazanılan Kredi
    400
    Kullanılan Kredi
    75
    Kalan Kredi
    325

    Standart Cevap: GDO hakkında

    Bu teknoloji uzun yıllar kullanılmaktadır. Örneğin enzimler; AB etiketleme mevzuatında enzimler dahil edilmemiştir çünkü yıllardır bu teknoloji ile üretilen enzimleri kullanmakta. Peki neden bu mısır, soya gibi ürünler için etiketleme zorunluluğu getiriyor. işte bu noktada toplumsal hassasiyet, siyasi sebepler, yerel üreticinin korunması gibi bir çok neden ortaya çıkıyor.

    Amerika hem soyayı kullanıyor hem de ihraç ediyor. AB ise bu konuda çok tutucu (aslında bu da yavaş yavaş kırılıyor). O zaman sormak lazım amerika vatandaşına bunları yedirirken insanlarını önemsemiyor mu?

    Ben bu konu ile ilgili temel iki sorun görüyorum. Biri bilimsel açıdan "gen kaçışı" çünkü ülkemizde yüzlerce endemik bitki türü bulunmakta. Orijanellerin yapısını bozarsak artık dönüşü olmaz. İkinci ise "patent" olayı. Çünkü üretici karteller ürettikleri tüm ürünler için patent alıyor. Hem terminatör gen teknolojisi ile üreticileri bağlıyorlar hem de patent ile başka bir firmanın bunları üretmesine engel oluyorlar.

    Siyasi irade çok önemli çünkü çok güçlü bir kulis var ortada. Aklı selim yaklaşıp bilimsel hareket etmek gerek. Olayı bilim kurguya çevirip çığırtkanlık yapmak kimseye bir şey kazandırmaz.



  9. #9
    Yeni Üye meralll - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    18 Aug 08
    Şehir
    34 İST AVR.
    Üniversite
    Canakkale Onsekiz Mart Universitesi
    Meslek
    ögrenci
    Sektör
    öğrenci
    Mesajlar
    21
    Konular
    14
    Eklentileriniz
    9
    Kazanılan Kredi
    450
    Kullanılan Kredi
    366
    Kalan Kredi
    84

    Standart Cevap: GDO hakkında

    bende suan için GDO nun ülkemiz için zararlı olduğu gerçeğini savunanlardanım. Hem sağlığımızı tehdit ediyor hemde bizi tarımda dışa bağimlı hale getirmeyi amaçliyorr.Benim inanamadığım şey bu tehlikelerin en az bizim kadar farkında olmalarına rağmen SAYGIDEGER(!) milletvekillerimizin bu yasayı nasıl meclisten geçirdiğidir.



  10. #10
    Yeni Üye
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    08 Jun 07
    Yaş
    27
    Şehir
    35 İZMİR-GZT
    Üniversite
    Suleyman Demirel Universitesi
    Meslek
    muh.
    Sektör
    free
    Mesajlar
    51
    Konular
    18
    Eklentileriniz
    11
    Kazanılan Kredi
    550
    Kullanılan Kredi
    21
    Kalan Kredi
    529

    Standart Cevap: GDO hakkında

    Alıntı sonkahraman Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    GDO'lu gıdaları siz nasıl görüyorsunuz acaba? varsa bildiğiniz antitez paylaşın...
    Benim görüşümü tamamen yansıtan bir yazı;
    Kaynak: Cumhuriyet, Bilim Teknik Dergisi
    Lütfen sabırla sonuna kadar okuyun ve yaratılmak istenen durumu bir daha gözden geçirin...
    Yazının Sahibi: Prof. Dr. Selim Çetiner

    Bilim Teknik 06.11.2009
    GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLER ÜZERİNE FIRTINA

    Doğrular ve yanlışlar

    ‘GDO’ya Hayır Platformu’ üyelerinin iddialarının aksine ‘tavuk geni aktarılmış patates’, ‘kolera geni aktarılmış domates’ veya ‘akrep geni aktarılmış pamuk’ dünyanın hiçbir yerinde yetiştirilip tüketilmiyor.

    Bitkisel veya hayvansal gıdalarla alınan genlerin bütün olarak insan bünyesine geçtiği şimdiye kadar hiç görülmedi. Burada yapılan hata, DDT veya ağır metallerle genleri karıştırmaktan kaynaklanıyor. Dolayısıyla uzun vadede GDO’ların insan sağlığı için tehlike oluşturacağı varsayımı bilimsel dayanaktan yoksundur.


    2050 yılında 9 milyar olacak dünya nüfusunun mevcut tarım arazilerinde yapılacak üretimle beslenebilmesi için tahıl veriminin %80 artması gerekmekte. Bunun için yeni teknolojilerden yararlanmak gerektiğini bizzat FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) söylüyor.

    Genetiği değiştirilmiş gıdalar üzerine, toplumda ideolojik, ama gerçeklerle ilgili olmayan kampanyalar sürdürülüyor. Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selim Çetiner konunun ülkemizdeki en iyi uzmanlarından biri olarak sorularımızı yanıtlıyor.

    1 - Genetiğine müdahale edilmiş, (genetik yapısı değiştirilmiş veya istenilen koşullara uyarlanmış) gıdalara, özellikle çevreci gruplarca muhalefet yapılıyor. Avrupa ülkelerinin de çok sıkı koşullarla incelenerek GDO ürünlerinin satışına izin verildiğini biliyoruz. Önce, transgenik ürünlere hangi özellikler kazandırılmış durumda bugüne kadar?

    Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), modern biyoteknolojik yöntemler kullanılarak yapıları iyileştirilip geliştirilen ürünler için kullanılan bir deyimdir. Transgenik ya da biyotek ürünler de GDO’lu ürünler yerine kullanılabilmektedir. Biyotek ürünler sadece tarımsal ürünlerle sınırlı olmayıp, insülin ve hepatit B aşısı gibi birçok tıbbi ürün ve gıda sanayiinde kullanılan enzimler bu yöntemler kullanılarak üretilmektedir. Tarımsal üretimde halen yaygın olarak kullanılan ürünler, herbisitlere (yabancı ot ilacı) dayanıklı soya ve kanola, ile bazı zararlı böceklere dayanıklı mısır ve pamuktur. Bunların yanında, ABD’de az miktarda virüse dayanıklı papaya ve kabak da yetiştirilmekte. Kurağa dayanıklı mısırın 2012 yılında piyasaya sürülmesi beklenmekte.


    2) Transgenik ürünlerin yararları, (mali, gıdasal vb.) neler?

    İnsanoğlu tarım devrimini başlattığı günden beri doğaya müdahale ediyor ve 10.000 senedir evcilleştirdiği hayvanların ve bitkilerin genetik yapılarını iyileştirmeye çaba gösteriyor. Islah çalışmaları arzu edilen niteliklere sahip bireylerin (bitki ve hayvanların) seçilmesiyle başladı, daha sonra elle melezleme, radyasyonla mutasyon ıslahı gibi gelişen tekniklerle devam etti. Halen tükettiğimiz yerel çeşitler dahi, genetik açıdan doğal akrabalarından çok çok farklılaşmıştır. Bitkilerin genetik yapılarını değiştirmede kullandığımız klasik yöntemlerin yetersiz kalındığı durumlarda, genetik mühendisliği teknikleri devreye girdi ve doğadaki diğer canlı organizmalardan da yararlanılmaya başlandı.

    Yukarıda belirtilen transgenik ürünler öncelikle daha az ilaçlama gerektirdiğinden çiftçiler açısından girdi masraflarını azaltıyor. Çevre açısından da daha az tarımsal kimyasal kullanımı olumludur. Yine, ürünleri ilaçlarken ya da yabancı ot mücadelesi için tarla sürümleri sırasında kullanılan traktörlerin saldığı karbondioksit miktarının (sera gazı salımının) azalıyor olması, çevre açısında önemli. Ek olarak, herbisitlere dayanıklı soya ya da mısır çeşitlerinin en az toprak sürümü ile ekimin mümkün olduğu bölgelerde toprak erozyonu da gözle görülebilir oranlarda azalmakta.

    Bilimsel çalışmalar, GDO’lu mısırların klasik mısırlara göre önemli ölçüde daha az fumonisin (kansere neden olan madde) içerdiğini ortaya koydu. Bu da insan sağlığı açısından olumlu. Gıda içeriği iyileştirilmiş, örneğin vitamin A düzeyi yüksek Altın Pirinç ile demir gibi mineraller veya protein içeriği yükseltilmiş kasava gibi ürünler de güvenlik testlerini geçerek piyasaya sunulmak üzere.


    3) Ürün üretiminden alınan verimi karşılaştırır mısınız?

    Piyasadaki ürünlerin önemli bir kısmı bazı zararlı böceklere ve herbisitlere karşı dayanıklılık özelliği kazandırılmış ürünlerdir. Piyasada bulunan hiçbir transgenik soya, mısır ya da pamuk, “yüksek verimli” iddiasıyla pazarlanmıyor. Bu iddia teknoloji karşıtları tarafından ileri sürülüp sonra yine onlar tarafından çürütülerek kullanılan propaganda malzemesidir. Ancak, ilk defa 2009 yılında piyasaya sürülen “Roundup Ready 2 Yield” soya çeşidi, ABD’de 6 eyalette yapılan tarla denemelerinde önceki transgenik soya çeşitlerine göre % 7-11 verim artışı sağladığı için, yüksek verimli ilk transgenik ürün unvanını taşımaktadır. Tohum tedarikçisi firmaların bu iddialarının doğru olup olmadığı, bu soya çeşidini geniş alanlarda eken çiftçiler tarafından da sınanacaktır.

    Türkiye’de Tarım Bakanlığı Araştırma Enstitüleri tarafından 2001-2003 yıllarında yürütülen, ancak sonuçları resmen açıklanmayan mısır tarla denemelerinde, transgenik mısır klasik mısıra göre % 35-40 daha fazla verim sağlandı. Ne yazık ki, bu 3 yıllık araştırma sonuçları gerek Tarım Bakanlığı bürokratları gerekse bu bilgile sahip GDO’ya Hayır Platformu sözcüleri tarafından ısrarla görmezden gelinmekte.


    4) GDO ürünlerine yönelik karşı görüşlerin arasındaki, güvenli olmadıkları, insan sağlığına zararlı oldukları ve insan genetiğini bozabileceği görüşleri bilimsel mi, bu konuda bir kanıt var mı? Zehirleyici, antibiyotiklere karşı dirençlilik, alerji vb?

    Halen piyasada olan transgenik soya, mısır, pamuk ve kolza gibi ürünlerin, ticari ekimlerine izin verilmeden önce, yoğun ve kapsamlı laboratuvar ve klinik testleri yapıldı ve bulgular bağımsız bilim kurulları tarafından incelendi. Nitekim, Avrupa Birliği ülkelerindeki kamuoyu endişelerini giderebilmek amacıyla, AB üyesi 13 ülkeden 65 bilim insanının katılımıyla, 11,5 milyon Avro harcanarak yürütülen ve 3,5 yıl süren ENTRANSFOOD araştırma programı, piyasadaki genetiği değiştirilmiş ürünlerin, insan sağlığı açısından, klasik yöntemlerle elde edilen ürünlerden daha tehlikeli olmadığını ortaya koydu.


    KOLERA GENLİ BİTKİ PALAVRASI

    ‘GDO’ya Hayır Platformu’ üyelerinin iddialarının aksine, “tavuk geni aktarılmış patates, kolera geni aktarılmış domates veya akrep geni aktarılmış pamuk” dünyanın hiçbir yerinde yetiştirilip tüketilmiyor. Yine bu teknoloji karşıtlarının bilimsel araştırma sonucuymuş gibi sundukları örneklerin hiçbiri hakemli bilimsel dergilerde yayımlanmadı; bunlar, bilimsel dayanaktan yoksun, araştırma yöntemleri hatta kullandıkları materyalleri şaibeli çalışmaların ötesine geçemedi.

    Genetiği değiştirilmiş ürünlerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki olası olumsuz etkilerini değerlendirmeye yönelik bilimsel esaslara dayalı çeşitli ulusal, bölgesel ve uluslararası kurallar var. Örneğin Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) ve 18 Nisan 2004 yılında yürürlüğe giren genetiği değiştirilmiş ürünlerin etiketlenmesi ve izlenebilirliğini amaçlayan yönetmelikler Avrupa Birliği ülkelerinde transgenik tohumların ekimine, ithaline ve kullanımına yönelik adımlardır. Nitekim Türkiye'deki basında yer alan haberlerin aksine Avrupa Birliği her yıl 30-40 milyon ton mertebesinde soya ve bazı yıllar mısır ürünleri ithal etmekte, yine İspanya'daki mısır üretiminin yaklaşık % 70 i GDO mısır ile yapılmakta.



  11. #11
    Yeni Üye
    Bilgilere Ulaşabilmek İçin Üstteki Düğmeleri Kullanın
    Üyelik tarihi
    08 Jun 07
    Yaş
    27
    Şehir
    35 İZMİR-GZT
    Üniversite
    Suleyman Demirel Universitesi
    Meslek
    muh.
    Sektör
    free
    Mesajlar
    51
    Konular
    18
    Eklentileriniz
    11
    Kazanılan Kredi
    550
    Kullanılan Kredi
    21
    Kalan Kredi
    529

    Standart Cevap: GDO hakkında

    5) Bu konuda "bilinmeyen risk" görüşü var, yani GDO ların insan üzerindeki genetik etkilerinin çok sonra, hatta birkaç kuşak sonra ortaya çıkabileceği söyleniyor...

    Bu da teknoloji karşıtları tarafından sıkça dillendirilen iddialardan biri; temel biyoloji ve biyokimya bilgisi olmayanların kulaklarına çok mantıklı gibi gelen, ancak bilimsel dayanaktan yoksun konu. Genetik iyileştirme için ürünlere aktarılan genler (DNA dizinleri) doğada bulunan diğer organizmalardan alınmakta ve çeşitli genetik mühendisliği yöntemleri kullanılarak bu bitkilere aktarılmakta. Bu genlerle kazandırılan özellikler, bitki içerisinde üretilen proteinler ve diğer organik moleküller sayesinde ortaya çıkmaktadır. Dolayısı ile GDO’lu bitki, esas itibarıyla doğadakinden pek de farklı olmayan moleküller içermekte.

    İnsanoğlu dünya üzerinde var olduğu günden beri hayvansal ve bitkisel ürünlerle besleniyor, dolayısı ile her gün DNA ve protein tüketiyor. GDO’lu olsun olmasın besin olarak aldığımız her ürün ağzımızda mekanik (dişler) ve kimyasal (tükürük salgısındaki enzimler) olarak parçalanmaya başlar, ardından mide özsuyundaki enzim ve asitlerle daha da ufak parçalara ayrılan bu besin maddeleri kana karışır ve diğer organlar tarafından metabolizmaya alınır.

    Bitkisel veya hayvansal gıdalarla alınan genlerin bütün olarak insan bünyesine geçtiği şimdiye kadar görülmedi. Dolayısıyla uzun vadeli genetik etki oluşturma tezi bilimsel dayanaktan yoksundur. Burada bilerek ya da bilmeyerek sıkça yapılan hata, DDT veya ağır metallerle genleri karıştırmaktan kaynaklanıyor. Ancak DDT ve çeşitli kimyasallar veya civa gibi ağır metaller gıda yoluyla alındıklarında karaciğer gibi çeşitli organlar tarafından veya yağ dokularında birikir. DNA ve proteinler ise sindirim sisteminde parçalandıktan metabolizmada kullanılır.

    Ancak, her gün yediğimiz doğal ya da organik gıdalarda da bazı insanların sindirim sistemlerinde tam olarak sindirilemedikleri için alerjenik reaksiyonlara neden olan proteinler veya doğal kimyasal maddeler bulunabilir. Bunlar binlerce yıldır alerjenik reaksiyonlara neden oldukları halde, insanlar tarafından herhangi bir yasaklama hatta çoğu kez uyarı dahi olmadan tüketilebilmekte (yerfıstığı gibi).

    Transgenik ürünler geliştirilirken, aktarılan genin bu tip alerjenik reaksiyona sahip proteinleri üretip üretmeyeceği araştırılıyor, alerji oluşturma potansiyeli bulunmadığından emin olunduktan sonra ekimine ve daha sonra tüketimine izin veriliyor. Dolayısı ile ENTRANSFOOD projesinde de vurgulandığı üzere transgenik ürünler klasik eşdeğerlerine göre çok daha fazla risk analizine tutulduklarından, alerji oluşturma olasılıkları klasik ürünlerden çok daha düşüktür.


    6) Doğal çevreyi, çevrenin bitki ve hayvan biyolojisini bozduğu veya bozabileceği görüşü ileri sürülüyor...

    Doğal çevreyi bozan en önemli faktör insanın bizzat kendisidir. İnsanın var olduğu ve varlığını sürdürmeye çalıştığı her doğal çevrede doğayla bir çatışma olması kaçınılmazdır. Buna paralel olarak, organik tarım dahil her türlü tarımsal üretimin çevre üzerinde bir şekilde olumsuz etkisi olmaktadır. Burada önemli olan bu çatışmanın yoğunluğu ve doğanın bunu onarıp onaramayacağıdır. Şu ana kadar, piyasaya sürülmüş olan tüm ürünlerde ekolojik denge üzerindeki olası olumsuz etkiler bilimsel veriler ışığında değerlendirilmiş, bu risk analizlerinin ardından üretim izinleri verilmiştir.

    Örneğin, son derece sıkı olduğunu bildiğimiz Avrupa Birliği biyogüvenlik mevzuatına göre, transgenik ürünlerin insan gıdası ve hayvan yemi olarak tüketilmesi için risk değerlendirilmesi, merkezi olarak EFSA tarafından yapılır ve tüm ülkeler buna uymak durumundadırlar. Yine AB mevzuatına göre her bir transgenik ürünün çevre üzerindeki olası etkileri o ürünün ekiminin yapılacağı her bir ülkede ayrı ayrı ve birbirinden bağımsız olarak, daha önceden ilgili direktifte çerçevesi çizilmiş bilimsel yöntemlere göre yapılır.


    7) Şüphesiz en önemli itirazlardan biri, GDO ürünlerinin Amerikan şirketlerinin tekelleri altına olduğudur. Bütün tohumları bu tekeller satıyor ve dünya çapında bir ticari bağımlılık söz konusu. Bu bütün ülkeler ve üreticiler için tehlikeli değil mi? Her ekimde bu tohumları almak zorundasınız?

    Bu tabii ki endişe verici bir durum ve başlı başına sosyo-ekonomik araştırmalara konu olan bir olgu. Modern biyoteknolojik ürünler, tohum olsun tıbbi uygulamalardaki aşılar olsun, uzun yıllar süren pahalı araştırmaların ardından ortaya çıkıyor. Bunların az bir kısmı kamu araştırma kurumları ya da üniversiteler tarafından üretilmekte, geri kalanı da büyük yatırımlar yapan çokuluslu birkaç şirket tarafından üretilmekte. Bu durum sadece GDO’lu mısır ya da soya için değil hepimizin yaygın olarak kullandığı sağlık ürünleri ve bilgisayar yazılımları için de geçerlidir.

    Ama geçen 20 yılda artık kamu araştırma enstitüleri ve üniversitelerdeki araştırma bulguları da artık yoğun bir şekilde patentlenmekte. Dolayısı ile bu sorunu sadece çokuluslu şirketlerin tekeliyle sınırlamak konunun vahametini görmemize engeldir.

    Örneğin, “Tohum yaşamdır”, “Yaşam patentlenemez” diyor teknoloji karşıtları. Bu görüşe ilk bakışta katılmamak elde değil. Ancak, bugün artık giderek artan oranlarda tohumun bir teknoloji paketi olduğunu görmemiz gerekiyor. Artan dünya nüfusunu besleyecek verim potansiyeli, klasik tohumlarda yok. Ayrıca 1960’lardan itibaren klasik ıslah, gübreleme ve zirai mücadele ilaçları kullanımıyla katlanarak artan tahıl verimlerinin sonuna gelindi, 2050 yılında 9 milyar olacak dünya nüfusunun mevcut tarım arazilerinde yapılacak üretimle beslenebilmesi için tahıl veriminin % 80 artması gerekmekte ve bunun için yeni teknolojilerden faydalanmak gerektiğini bizzat Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü raporu söylüyor.

    Genelde kamu araştırma kurumları tarafından klasik ıslah yöntemleri kullanılarak genetiği geliştirilen tahıl çeşitleri, herhangi bir patent koruması olmadan kamu ya da özel şirketler aracılığı ile pazarlanıyordu. GDO’lardan çok önce, düşük verimli köy çeşitleri önemli ölçüde devlet kuruluşları tarafından tasfiye edilmişti. Modern biyoteknoloji ürünleri ise ağırlıklı olarak özel sektör ARGE yatırımları sonucu ortaya çıktı. Bunların patentlenerek kâra dönüşmesi günümüzün bir gerçeği. Çiftçiler klasik ıslah sonucu elde edilmiş ürünleri tercih edebilir. ABD dahil, GDO’lu ürünlerin yetiştirildiği dünyanın her yerinde, klasik ıslah yöntemleriyle geliştirilmiş çeşitleri temin edip yetiştirmek çiftçilerin tercihine bırakılmıştır.


    8) Bu tohum bağımlılığına karşı ne yapılabilir? Dünyada rakip şirketler gelişemiyor mu? Avrupa bitki biyoteknolojisi, özellikle tohum üretimine yönelik, gelişme ne durumda? Dünyanın bu karşı alternatifi nedir?

    Dünyada ilk tarımsal araştırma istasyonu 1843’te İngiltere’de kurulmuş, bunu Almanya ve Amerika’da kurulanlar izlemiştir. İlk transgenik bitki Belçika’da, keza Altın Pirinç de Avrupalı bilim insanları tarafından İsviçre’de geliştirildi. Ama tohumlukların geliştirilmesinde ABD, Avrupa’ya göre daha önde. Bunda çeşitli faktörlerin yanında ABD halkının yeni teknolojileri daha çabuk benimsiyor olmasının rolü var.

    Moleküler biyoloji ve genetik mühendisliği alanında Avrupalı firmaları yok saymak pek doğru olmaz (Bayer, Novartis, Limagrain..). Ancak, burada kısıtlayıcı faktör, Avrupa’daki araştırmalara karşı çıkışlardır. Örneğin, seralardaki ya da tarlalardaki transgenik bitki denemeleri teknoloji karşıtı gruplar tarafından tahrip edildi, böylece araştırmalar ABD’ye taşındı. Benzer sorun Avrupa’daki üniversiteler için de ortaya çıkınca, Atlantik’in batısına olan beyin göçü arttı. GDO’lu organizmalardan endüstriyel enzim üretiminin % 75’i Avrupalı şirketlerin elinde.

    Türkiye dahil gelişmekte olan ülkelerin tohum bağımlılığına karşı yapmaları gereken ilk şey, ideolojik saplantıları bir yana bırakarak, pek çok övündüğümüz biyoçeşitliliğimizi bilimsel çalışmalarla faydalı ürünlere dönüştürmektir. Aynı şekilde Brezilya, Hindistan ve Çin gibi tarımsal biyoteknoloji alanında önemli gelişmeler kaydeden hatta kendi geliştirdikleri transgenik ürünleri piyasaya sürme aşamasına gelen ülkeleri de iyi izlemek gerekir.

    Patentle korunan bu farklı bulguların ya da buluşların bir araya getirilerek yeni bir ürün ortaya konulması mutlaka bu patentli ürünleri (plazmidleri, genleri ve hatta aletleri) kullanmayı gerekli kılıyor. Bunun en güzel ve çarpıcı örneği Altın Pirinç; bu ürünü geliştirirken kullanılan patentli ya da lisanslı ürünlerin sayısı 70’i buluyor. Bu da Altın Pirinç’i geliştirenlerin, 70 tane hak sahibiyle lisans ya da patent hakkı uzlaşması yapmalarını ya da anlaşmalarını gerekli kılıyor.


    9) Risk analizleri gerektiği gibi yapılıyor mu?

    Her ne kadar, bizdeki ve dışarıdaki biyoteknoloji karşıtları “bu ürünler risk analizinden geçmiyor” deseler, hatta “ilaçlar aşamalı klinik deneylerden geçiyor...” vs deseler de, bu mesnetsiz iddiaların aksine transgenik ürünler de ekilmelerine ve tüketilmelerine izin verilmeden önce insan sağlığı ve yetiştirilecekleri ekoloji üzerindeki olası olumsuz etkileri bilimsel yöntemlerle belirlenip, bilimsel analiz ve deneme sonuçları bağımsız bilim insanları tarafından onaylanana kadar piyasaya sunulamamakta. Örneğin Altın Pirinç ve sonrasında Altın Pirinç II’nin geliştirilmesi yaklaşık 10 yıl kadar sürmüş ve bu projede yaklaşık 2 milyon dolar harcanmışken; piyasaya sürmeden önce yapılması gereken biyogüvenlikle ilgili testler için şimdiye kadar bunun neredeyse 10 katı harcandı.



Benzer Konular

  1. Et hakkında bilgiler
    By leslüg in forum Et ve Et Ürünleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 20-08-2008, 22:45
  2. Zeytinyağı hakkında...
    By Uğur MARANGOZ in forum Yemeklik Yağ Teknolojisi
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 05-01-2008, 11:18
  3. bal hakkında...
    By leslüg in forum Sektörel Pratik Bilgiler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-01-2008, 15:12
  4. keneler hakkında
    By fatihalt in forum Güncel Haberler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 10-07-2007, 08:58
  5. Melathonin Hakkında
    By fatih07 in forum Güncel Haberler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03-06-2007, 22:17

Konuyu İnceleyen Üye Sayisi: 5

You do not have permission to view the list of names.

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0