Birtakim bilgilerin/sembollerin, birtakim hedefler tarafindan üretilmesi, genis insan topluluklarina iletilmesi ve bu insanlar tarafindan yorumlanmasi sürecine kitle-iletisim adi verilir. Kitle iletisimde kaynak ile hedef arasindaki kanallara ise kitle iletisim araçlari denildiginde genellikle radyo, televizyon, gazete dergi ve benzeri yayinlar kastedilmektedir. Kitle iletisim ifadesi üzerinde durdugumuzda iletisim kelimesinin anlam bakimindan tam yerine oturmadigi görülecektir. Bilindigi gibi Türkçe’de bir isin, olusun ve hareketin birden çok kisi tarafindan ayni anda ve karsilikli olarak gerçeklesmesine isteslik adi verilir. Bir fiile isteslik kazandirmak için de isteslik eki ‘s’ getirilmektedir. Iletis fiilindeki yanlislik, türetilme asamasindan kaynaklanmiyor. Yanlis, istes olmayan bir isin istes bir fiille adlandirilmasidir. Televizyonda konusan kisi ile seyirci arasinda, gazetede yazan bir kisi ile okuyucu arasinda aslinda bir iletisim sözkonusu degildir. Ancak birincilerden ikincilere bir ‘ileti’ sözkonusudur. Bu yüzden ‘kitle- ileti araçlari’ dense daha uygun olur. Ne var ki ‘galati meshur lügat-i fasihten evladir’ deyisi geregi bizim bu konuyu ele alirken ‘kitle iletisim’ ifadesini kullanmamizi zorunlu kiliyor.
Çatisma haberlerini mansete çikararak, hedef kitlesinin çatismaci yönünü körükleyen kitle-iletisim araçlari, felaket ve çatisma haberlerini ilginç haber haline getirerek sunarlar: “Iki sade vatandas, arazi anlasmazligi yüzünden basvurduklari mahkemede uzlasirlarsa, bu olayi haber olarak gazetede göremezsiniz. Çünkü çatisma içermez, bu yüzden de ilginç degildir”
Kitle-iletisim araçlarindan gazete ve televizyonu iki ayri baslik altinda inceleyerek konuyu daha bir somutlastirmak istiyoruz.
Gazete Dili
Gazete, haberleri ve düsünceleri toplayan, derleyen, isleyen ve bunlari baskalarina ileten yazili kitle-iletisim aracidir. Modern hayatta gazetenin önemli bir yeri vardir. Elektronik teknolojisindeki gelismeler gazetecilige çok farkli bir boyut kazandirmistir. Binlerce kilometre uzaklardaki olaylari, gazetelerden her sabah gözlerimizi dünyaya açar açmaz evimizde hazir bulmaktayiz. Modern insan olmanin gereklerinden biri kabul edilmektedir gazete okumak.
Kitle-iletisim araçlari günümüzde siyasi iktidarlari etkileyen en önemli güç haline gelmistir. Bu sebeple siyasi iktidarlar kitle-iletisim araçlarini ellerinde bulunduran güçlerle iyi geçinmenin yollarini bulurlar. Bu gücün verdigi simariklikla gazetecilerin büyük çogunlugu, insanlarin en mahrem meselelerini dahi pervasizca teshir edebilmekte, hatta bu pervasizligini açikça söylemekten de çekinmemektedirler. Bir gazete muhabirinin kendisini baska bir gazetenin muhabiri olarak tanitip bir eve izinsiz girmesi ve evdeki kizla yaptigi röportaji çarpitarak vermesi; kendisine hadisenin çarpitildigini söylenmesi üzerine, ‘Ben istedigimi yazarim, bana kimse karisamaz’ demesi bunun en tipik örnegidir. Gazetelerin etik degerlere yaptiklari böylesi tahribatlara dikkat çeken iletisim bilimciler, gazetelerin sembolik dille gerçekleri çarpittigini söylüyorlar. Gazetelerin haberleri halka sunus biçiminin sadece sembollerle oldugunu ve bunu hatirlamakta halkin zorluk çektigini belirten Sözen, bunun sebebini, gazetelerin maliyeti düsük tutma çabasinin ve kitlelerin kin, nefret, üzüntü, öfke ve siddet gibi duygularini harekete geçiren haberler yapmasinin etkili olduguna baglamaktadir. Gazetelerde degisik sayfalara serpistirilen haberler, yorumlar, fotograflar rasgele serpistirilmemekte, önem derecesine göre yerlestirilmektedir.
Gazetelerdeki haberler ve ilanlar somut nitelikleri ile degil, soyut nitelikleriyle dile getirilmekte ve hayati önemi haiz olaylar karsisinda insanlar duyarsizlastirilmaktadirlar. Soyutlama dilinin okuyucuyu nasil duyarsizlastirdigini görmek için herhangi bir günün herhangi bir gazetesine bakmak yeterlidir. Alatli, gazetelerdeki soyutlamanin aldigi boyutlarin korkunçlugunu söyle örneklendiriyor: “Ölüm ilanlarinda bir kadinin ismine rastlarsan, mutlaka su, su sirketlerin sahibinin, yöneticisinin akrabasi oldugunu bilirsin. Anglo-Sakson kültürünün ‘üç milyon dolarlik küprü’ efendim, ‘bes bin dolarlik saat’ gibi, esyayi somut nitelikleri ile degil, takas degeri ile tanimlayan, somut niteliklerini marjinallestiren ifadelerin Türkçe’ye yerlesmis olmasi olayin vehametini anlatiyor. Daha geçen gün Milliyet Gazetesi’nde 500 milyon liralik sel felaketinden bahsediliyordu. Zararin takas degeri bildirilmisti ama felaketzedelerin izdiraplarindan haber yoktu ! Bir baska belirti Nokta gibi dergilerin ‘bilesik zaman’ yani ‘soyutlama’ dilini benimsemis olmalaridir. Time’in, Newsweek’in dilidir. Yani, iste -mis gibi, -cekti gibi çekim eklerinin dili: ‘...ve adam kadini öldürecekti.’ Ya da ‘...Özal enflasyonun indirileceginden bahsedecekti’, türünden olaylarin vehametinin üstünü örten, neredeyse kaçinilmaz oldugunu ima eden dil ! ‘Babam annemi 1974’te öldürdü!’ cümlesi ile ‘...babam annemi 1974’te öldürecekti’ cümlesinin farkini görüyorsunuz degil mi? Ikinci ifade, olayin neredeyse dogal oldugunu ima etmiyor mu?” Gazetelerde kullanilan bu dille yine insanin felaketlere karsi duyarsizlastirilmasi sözkonusudur. Bu da çevresindeki kötülüklere gücü oraninda müdahale eden müdahaleci bir insan yerine, gücünün yettigi seylere de elini uzatmayan pasif kisilikli bir insan ortaya çikarmaktadir.
Radyo ve televizyonun yayginlasmasiyla gazeteler de iletisim degerini kaybetme tehlikesi ile karsi karsiya kaldi. Televizyonla yaris içine giren gazeteler daha çok fotograf unsurunu ön plana çikararak etkisini devam ettirmeye çalistilar. Televizyonlarin görselligi, gazetelerin de mesaji bol fotografli ve renkli verme egilimini artirmistir.
Habercilik görevini televizyona devreden gazeteler, lotaryaci ve magazin gazetecilik anlayisiyla yoluna devam etmektedirler. Bugün gazeteler mansetleri ile kitlelerin nabzini tutmayi basarabilmekte, bunun da ötesinde siyasi gücü yönlendirmekte, tehdit etmekte, bazen de iktidari degistirebilmektedir.
Televizyon Dili
19.yüzyilda insanlarin hayatina giren televizyon öyle degisikliklere yol açti ki hayati televizyondan önceki hayat- televizyondan sonraki hayat seklinde ayiran iletisim -bilimciler bile çikti. Günümüzde bir çok insan zamaninin büyük bir kismini televizyon karsisinda harciyor; geçmise, bugüne ve yarina ait bilgilerin çogunu televizyondan ögreniyorlar; siyasi tutum ve kararlarini televizyonun tesiri altinda sekillendiriyorlar. Televizyonun insan hayatinda yaptigi degisikleri dramatize ederek anlatan Martin Esslin, bütün insanlarin büyülenmisçesine saatlerce televizyon karsisinda pasif alici olarak kalmasini, modern uyusturucu ile uyutulmasi olarak degerlendiriyor. Televizyonun insanlarin hayat tarzlari, kültürleri, aliskanliklari ve zevkleri üzerinde büyük degisiklikler yaptigi bir gerçektir. “Televizyondan önce siyasal terör vardi; televizyonla birlikte siyasal terör yerini ruhsal ve diger terör tiplerine terk etmistir, diyen bir iletisim bilimci, televizyonu bir terör aygiti olarak nitelendirmekte ve televizyonun sadece tüketen bir insan tipi yarattigini söylemektedir. Televizyon programlarini agirlikli bir sekilde olusturan siddet, seks çilginliklari, güç elde etme yarisi, uyusturucu, cinayet, soygun ve tüketimi körükleyici nitelikteki programlar izleyicilerin sahsiyetleri üzerinde derin tahribatlara yol açmaktadir. Kitle iletisim araçlari tek tarafli bir ileti bombardimani ile müdahaleci insan yerine her seye seyirci kalan seyirci insan tipini yaratmistir. Asiri enformasyon sonucu olaylara karsi duyarliligi yok edilen insanlarin kisilikleri içe dönük bir hal almaktadir. Izleyicileri ayni zamanda zihin tembelleri haline getiren televizyonda kullanilan dil, bu noktada bizi ilgilendirmektedir. Televizyonun dili drama agirlikli oldugu için hayatin gerçeklerini adeta oyunlastirir, oyunlari da gerçekmis gibi gösterir. Televizyon, ekraninin çerçevesinde vuku bulan her seyi bir sahneye ve üzerinde görülen ve isitilen her seyi de birer imgeye çevirir.”
Dilin sonsuz ifade özelligi, televizyonla zayiflatilmis ve daraltilmistir. Televizyonun daralttigi dil sanki biyolojik yasama ve korunma için kendi aralarinda bir alis-veris agi kuran karincalarin ve arilarin dili gibidir. Televizyon tarafindan haftalik davranis ve konusma gündemi belirlenen kisi dilini, nesnel realite ile ruhsal derinligi arasinda bir bag kuran araç olarak nasil kullanabilir? Insanlar yiginla haber dinleyerek, hayatlarinda bunlarin dedikodularini yaparak, televizyondan iletilen paket konulari hep bir agizdan tekrar ederek nasil düsünce üretebilirler? Televizyon kullandigi dil ve yansittigi görüntü ile izleyiciyi illüzyona sokmakta ve bu yönü ile de insani gerçeklerden uzak bir hayal aleminde yasatmaktadir. Hülyalari hülya yapan, suurlu kontrolümüzün disinda olmasidir. Hülyalarin cazibesi, zihnimizin önünde geçit yapan pasif biçimde ve zevkle teslim oldugumuz imajlarda yatmaktadir. Televizyondaki imajlar da ayni sekilde algilanmaktadir. Bu husus ekrandaki gerçekle kurgu arasindaki ayrimin bulaniklasmasini izah eden televizyonun asli özelligidir. Gerçekler dramatize edilince, insanlar da insani tepkilerini ortaya koyamamaktadirlar. Bu durum ise insan kisiligini olumsuz yönde etkilemektedir. Televizyonlarin en ciddi programlari olan haberler bile drama dili nedeniyle ciddiyetini kaybediyor. Televizyon haberlerinde gerçekler yerine, üretilen saymaca gerçekleri seyrediyoruz.
Dekor, bir film plani çekiliyormusçasina tasarlanmis. Haber boyunca karsimiza çikan her aktör soyut bir içerigi aktaran oyun kisisine benziyor. Sanki illüzyona giriyoruz. Drama dilini kullanan televizyon, ölümü de seyirlik bir nesneye dönüstürüyor. Yangin yerini seyir yerine dönüstürüyor. Gerçek olay kurgusal bir vasif kazaniyor. Gerçegi oyun gibi algiliyorsak, bize haber verilmiyor, haberin manipüle edilmis içerigi aktariliyor. Habere, haberi ileten söze egemen olan bir resimleme teknigi(her seyi seyirlik nesneye dönüstüren) televizyonu kusatmis durumda. Haber bu sekilde dramatize edilerek aktarilirken muhteva tamamen soyutlasiyor ve gerçeklik degerini kaybediyor.
Televizyon, egitim amaçli kullanildigi zaman çok etkili ve ucuz bir egitim araci olarak kullanilabilir. Bilhassa kontrollü kullanilirsa, çocugun dil gelisiminde etkili bir egitici araç olabilir. Sözle görüntüyü birlestirdigi için çocugu kolay etkiler, kalici izler birakir. Ancak televizyonda izlenenler süre bakimindan kontrol edilmeli ve izleme sonrasinda aile içinde program hakkinda konusulmali; olumlu ve olumsuz yönleri degerlendirilmelidir. Bu yapilmadigi zaman televizyon bir islevsizlik aracina dönüsmektedir. Kontrolsüz izlenen televizyon, izleyicinin düsünme ve akil yürütme sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuk, hayalle gerçegi ayirt etmede zorlandigi için TV ekraninda gördügünü mutlak gerçek olarak benimser. Bulgular toplu olarak degerlendirildiginde TV izlemenin çocuklar üzerinde saldirganligi artirici nitelikte oldugu ortaya çikmaktadir. Bunun baslica sebebi ise sözlü ve görüntülü dilin siddet içerikli olmasidir.
Televizyon üzerine yapilan son arastirmalar, bu aracin hiç de masum olmadigini, okuma ve yazma kültürünü yok ettigini ortaya koymaktadir. Görüntünün ön plana çikarilip fikirlerin içeriginin geri plana atilmasi zorunlulugunun TV’nin dogasindan kaynaklandigini söyleyen Postman, TV’nin okuma-yazma kültürünü gelistirmedigini; tersine, okuma-yazma kültürüne saldirdigini, TV’nin matbaanin degil, telgrafin ya da fotografin baslattigi gelenegin devami oldugunu belirtmektedir. Okuma kültürü ile seyretme kültürünün egitim açisindan etkililigini karsilastiran Potman, TV’nin çocukta hiç bir becerinin gelismesine katkisinin olmadigini ifade etmektedir: “Basili sözcük, okuyucudan ‘dogruluk içerigine’ tepkisel bir cevap vermesini gerektirir. Fakat resimler, gözlemcinin estetik bir tepki vermesini gerektirir. Resimler, aklimiza degil, duygularimiza seslenir. Bizden düsünmemizi degil, duyumsamamizi isterler. Rudolf Arnheim, resmin zihnimizi uyutma potansiyeline sahip oldugunu söyler. Ona göre iletisim, parmakla dokunularak basarilabildigi zaman agiz sessizce büyümekte, yazmak için el durmakta ve zihin büzülmektedir.” Saatlerce agzi açik bir sekilde televizyonun karsisinda çakili kalan ve çevresindeki gerçek dünya ile iletisimini koparan televizyonkolik seyircileri hepimiz çevremizde sikça görebiliyoruz. Televizyon öncelikle görsel bir araçtir. Izleyicinin bilincine egemen olan görüntüdür. Insanlar TV’yi izlerler, okumazlar; hatta dinlemezler de. Onu sadece izlerler. Izledikleri sey, saniyede 1200 kadar çok farkli dinamik ve sürekli degisen resimlerdir. TV, anlamayi degil, algilamayi gerektirir. TV izlemek hiç bir beceri gerektirmez, ayni zamanda hiç bir beceriyi de gelistirmez. Reginald Damerall’in isaret ettigi gibi, ‘hiç bir çocuk ya da yetiskin, TV izlerken daha fazla TV karsisinda kalarak daha iyi konuma gelmez. Gereken beceriler o kadar basittir ki henüz yeteneksizliginden dolayi TV izleyemeyen bir çocuk duymadik. Gelismis ülkelerde okul çagina kadar olan dönemde çocuklarin TV seyretmeleri konusu pedagoglarca tartisilmaktadir. Prof. H. Heinrichs, TV’nin, okul çagi öncesi çocuklarda, çocugun konusma yeteneginin gelismesini saglayan beynin sol tarafinin gelismesini engelledigini söylemektedir.
Kitle-iletisim araçlarinda kullanilan dil, bu araçlarin muhataplarinin sahsiyetlerini dogrudan etkilemektedir. Kitle-iletisim araçlari varliklarini sürdürebilmek için sürekli ilginç seyleri ekrana yansitiyorlar. Ilginç görüntüler ise çogunlukla çatisma içerikli haberlerdir. Kitle-iletisim araçlarinin en etkili olanlari ise gazete ve televizyondur. Haberlerin drama diliyle verilmesi, izleyicinin gerçekle kurguyu birbirine karistirmasina yol açmaktadir. Sonuçta etrafinda cereyan eden olaylardan gücünün yettigine de müdahale etmeyen pasif ve içine kapali kisilikler yaratmaktadir bu araçlar. Öte yandan siddet sahnelerinin etkisiyle saldirgan bir insan tipi de yaratilmaktadir. Drama dili ile gerçekler dünyasindan koparilan kisiler, kendilerine ve toplumlarina yabancilasmaktadir.
Televizyonun büyülü ve büyüleyici bir dili vardir. Bugün bu büyülü dil, insanlarin yararina degil, zararina çalisiyor. Kelimelerin büyülü gücünü insanligin yararina kullanacak olanlar ise dil ustalaridir. Izleyicileri zihin, duygu ve davranis özürlü hale getiren televizyonun diline müdahale edip televizyonu insanlik üzerinde kötü bir efendi olmaktan çikarip iyi bir köle haline getirmek hususunda dilciler birinci derecede sorumludur.
Daha Fazla Bilgi Için:
1. DÖKMEN, Üstün; Iletisim Çatismalari ve Empati, Sistem Yay., Ist., 1995.
2.NARLI, Mehmet; “Televizyon Dili”, Yeni Safak, 9 Kasim 1995
3.ÖZDEK, Refik; Hedef TRT, Ekonomik ve Sosyal Yay., Ank., 1977.
4.SÖZEN, Doç Dr. Edibe; Medyatik Hafiza, Timas Yay., Ist., 1997.
5.AKDOGAN, Yalçin, Görsel Iktidar, Insan Yay., Ist., 1995.
6.AVCI, Nabi; Kitle Kültürü Enformatik Cehalet, Rehber Yay., Ank., 1990.
7.Alatli, Alev; Viva La Muerte, Boyut Yay., Ist., 1993.
8.KORKMAZ, Tamer; Yalan Haber Dosyasi, Zaman Gazetesi Yay., Ist., 1988.
9.ESSLIN, Martin; TV Beyaz Camin Arkasi, Pinar Yay., Ist., 1991.
10.BERGER, Arthur Asa, Çev: Yusuf Kaplan, , “Bir Terör Aygiti Olarak Televizyon: Kuramsal Bir Yaklasim Denemesi”, Enformasyon Devrimi Efsanesi, Rey Yay., Kayseri, 1991.
11.UÇANLAR, Sadik; “Oyun ve Haber”, Zaman, 15 Aralik 1995.
12.POSTMAN, Neil; Televizyon: Öldüren Eglence, Çev: Osman Akinhay, Ayrinti Yay., Ist., 1994.
13.POSTMAN, Neil; Çocuklugun Yokolusu, Çev: Kemal Inal, Imge Kitabevi, Ank., 1995.
14 UÇANLAR, Sadik; “Oyun ve Haber”, Zaman, 15 Aralik 1995..
15. SÖZEN, Edibe; “Basin Sembollerle Konusuyor”, Zaman, 10 Ocak 1995.


LinkBack URL
About LinkBacks
Paylaş







Alıntı


Bookmarks