Siklodekstrinler (SD’ler), ?-1,4 bağlı glukopiranoz alt birimlerinden oluşmuş, halkalı yapıdaki nişasta türevleridir. Diğer organik bileşiklerle, inklüzyon kompleksi (konakçı-konuk kompleksi) olarak isimlendirilen kompleksler oluşturdukları bulunan ilk organik bileşikler siklodekstrinlerdir. SD molekülünün dış yüzeyi hidrofilik iken, iç kısmındaki kavite (boşluk) hidrofobiktir. Kompleks oluşturabilme yetenekleri, kafes biçiminde olan moleküler yapılarından kaynaklanmaktadır. Kompleks oluşumu sırasında, konakçı SD molekülünün iç kısmına konuk molekül/moleküller tutunur ve bu kompleksleşme konuk molekülün fizikokimyasal özelliklerinde önemli yararlı değişikler oluşmasını sağlar. SD’lerin bu özelliklerinden ilaç sanayi başta olmak üzere tekstil, gıda vs birçok sanayi dalında yaygın olarak yararlanılmaktadır.

1. Giriş

Siklodekstrinler (SD) endüstriyel olarak üretilen, 6, 7 veya 8 ?-(1,4) bağlı glukopiranoz alt birimlerinden oluşmuş (Szente ve Szejtli, 2004), kristal, suda çözünebilir, indirgen olmayan, enzimle modifiye edilmiş, nişasta türevleridir (Anonymous, 2005).
Halkalı oligosakkaritler olan SD’lerin başlıca özellikleri toksik ve higroskobik olmamaları, aksine suya dayanıklılığı artırıcı, homojen, yenilebilir, saf maddeler olmaları ve kimyasal stabilite göstermeleridir (Szente ve Szejtli, 2004). Ancak en önemli özellikleri moleküler kompleksleşme ile birçok katı, sıvı ve gaz bileşikle katı inklüzyon kompleksi (host-guest, konakçı-konuk veya taşıyıcı-taşınan kompleksi) oluşturabilme yetenekleridir (Del Vale, 2003; Singh ve ark., 2002).
1970’lerin başında SD’lerin az bulunan, toksik, pahalı maddeler oldukları düşünülüyordu. Fakat 1980’lere gelindiğinde birçok şirket, endüstriyel olarak üretilen SD’leri kullanmaya başlamış ve toksikolojik çalışmalarla SD’lerin zararsız oldukları belirlenince, SD kullanımı tavsiye edilmiştir. Fakat SD pazarındaki hızlı gelişme, otoritelerin onayının alınamama sorununu ortaya çıkarmıştır. Ayrıca potansiyel tüketiciler, SD’leri hangi amaçla ve ne şekilde kullanmaları gerektiğini bilememişlerdir. Pazarın küçük olması da fiyatların yüksek olması sonucunu doğurmuştur. 1990’ların ortalarında ise SD üretiminin binlerce tona ulaşmasıyla, fiyatlar birçok kullanıcının kabul edebileceği sınırlara kadar düşmüştür (Szejtli, 1997).
Çok yakın zamana kadar, moleküler boyuttaki “boş kapsüller” olarak düşünülen SD’lerin elde edilişlerinin sınırlı olması ve yüksek fiyatları nedeni ile bilimsel çalışmaların dışında kullanılmaları çok az olmuştur. Ancak yapılan araştırmalar ve enzim teknolojisindeki gelişmelerle birlikte son yirmi yılda, SD üretimi birkaç yüz tondan birkaç bin tona çıkmış (Szejtli, 1997), ticari olarak bulunabilirliği artmıştır. SD ve türevleri şu an birçok alanda kullanılabilmektedir (Anonymous, 2005).
SD’lere olan ilginin temeli, çeşitli bileşiklerle inklüzyon kompleksi oluşturabilme yeteneklerine dayanır. SD’lerin ikincil hidroksil grupları (C2 ve C3) halkanın dış kısmındaki ucunda, birincil hidroksil grubu (C6) ise diğer ucunda bulunmaktadır. Apolar olan C3 ve C5 hidrojenleri ve eter yapısındaki oksijenler ise kafes biçimindeki molekülün iç kısmında yer almıştır. Bu yapının sonucu olarak molekül suda çözünebilen hidrofilik bir dış kısma ve hidrofobik bir matriks sağlayan, “mikro heterojen çevre” olarak tanımlanan apolar bir boşluğa sahiptir. Bu boşluk sayesinde de hidrofobik moleküllerle inklüzyon kompleksi oluşturabilir (Del Valle, 2003). SD’ler birçok sanayi dalının yanısıra gıda sanayinde de kullanım alanı bulmuştur. Gıdalarda yaygın olarak aroma ve diğer hassas bileşenlerin moleküler enkapsülasyonunda taşıyıcı olarak kullanılır (Szente ve Szejtli, 2004).



Dosya türü: word
Dosya şifresi: www.forumfood.net