1. GIRIŞ
Su kirliliği; su kaynaklarının kimyasal, fiziksel, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde gözlenen ve doğrudan y ada dolaylı yoldan biyoojik kaynaklarda, insan sağlığına, balıkçılıkta, su kalitesinde ve suyun diğer amaçlar için kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde veya enerji atıklarının boşaltılmasıdır.
Birleşik America Çevre Koruma Örgütü tarafından hazırlanan Çevre terimleri sözlüğünde ise "Su Kirliliği, suyun kalitesini ölçülebilecek oranda kötüleştirecek miktar veya konsantrasyonda suya, kanalizasyon suyu, sanayi artığı diğer zararlı veya istenmeyen maddelerin ilave edilmesidir" şeklinde ifade edilmektedir. (Kaynak 4)
Sağlıklı bir akarsuda bitki ve hayvan yaşamıyla ilgili olarak ekolojik bir denge bulunduğu bir gerçektir. Kirlenmeye neden olan etkenler bu dengenin değişmesine neden olur. akarsuya verilen kirleticilerin seyreltilmesi ve taşınımı üzerine sonuç açısından önemli bir etken, akarsuyun debisidir.
Akarsu ortamına atıksu girdisi olması durumunda; su ortamında, özelliklerini kirlenmeden önceki kalitesine doğru götüren bir doğal arıtım işlemi başlar. Bu süreç akarsuyun özellikleri ve iklim koşulları ile yakından ilgilidir.
Yavaş akan ve havuzlanma özelliği gösteren akarsuların havalanma hızı yavaş olduğundan doğal arıtım olayı uzun sürmektedir. Sığ ve dik akarsu uyatakları iyi bir havalanma sağlar. Normal olarak atık asımilasyonu için ülkemiz koşullarında en kritik durum, düşük akım koşulları ve yüksek su sıcaklığının olduğu yaz ve sonbahar mevsimlerinde oluşmaktadır.
Zararlı kimyasal atıkların bu doğal arıtmayla temizlenmesi akarsu akışına bağlıdır. Akarsu boyunca ilerlerken, drenaj alanının, dolayısıyla su miktarının artışıyla derişim düşer, pek çok kimyasal madde, reaktif özellikte olduğundan absorpsiyon, reaksiyon ve biyolojik ayrışma gibi olaylarla uzaklaşmaktadır. Evsel atıksuda bol miktarda bulunan bakteriler akarsu ortamında, koşulların elverişli olmaması nedeniyle hızla yok olur. Besin maddelerinin azalması, sıcaklık, başta canlılar tarafından yenilme gibi olaylar, mikroorganizmaların yok olmasını etkileyen ana unsurlardır. Bunun yanında boşaltılan organik ve toksik maddelerin oldukça fazla olması halinde ise, sudaki çözünmüş oksijen azalmakta, suyun ekosistem dengesindeki doğal yeri bozulmakta, canlıların yaşamında ve dağılımında değişikliklere yol açmaktadır. Toksik maddeler ise besin zincirine girip giderek artan konsantrasyonlarda insan sağlığını tehdit edebilmektedir.
Su kirliliği ilk defa Thames nehri üzerinde incelendi. Deniz kirliliği ise daha sonraki yıllarda gündeme gelmiştir. Bunun nedeni de nehirlerin denizlere göre daha küçük olması ve bu yüzden etkilere daha önce tepki verebilmesi olarak düşünülebilir.
Yakın zamana kadar "deniz pislik tutmaz, ne versen temizler" düşüncesi toplumda hakimdi. Oysa Izmir Körfezi, Izmit Körfezi ve Haliç gibi denizin kısım kısım kirlenmesi, yavaş yavaş ölmesi denizlerin de kirlenebileceğini gösterdi. Kuşkusuz denizlerin kendini temizleme sınırı vardır ve bu sınır aşıldığında kirlenme sorunu hemen önümüze çıkar. Üç yanımız denizlerle çevrili olduğuna göre deniz kirliliği konusuna daha çok önem vermemiz ve denizlerimize sahip çıkmamız gerekir.
Denizlere kirlilik girdisi deşarjla, sulama, yağmur ve drenaj sularıyla, kanalizasyon sularıyla ve nehirlerle olmaktadır.
Deniz kirliliğini incelerken bu kirliliğin nereden, ne kadar geldiğini bilmemiz gerekir. Bunun için de o denize dökülen nehirlerle gelen suyun neler taşıdığını ve bu taşınanların nerelere kadar etkili olduğunu, gelen suyun deniz suyunun hangi özelliklerini ve nasıl etkilediğini bilmemiz gerekir.
Ege Denizi'ne dökülen belli başlı nehirler Gediz, Meriç, Büyük Menderes, Küçük Menderes'tir. Gediz Nehri bu nehirler arasında Ege Denizi'ni kirletici özelliği bakımından önemli yer oluşturmaktadır.
Bu noktadan hareketle Ege'ye dökülen önemli bir kirletici kaynak sayılan "Gediz Nehri Kirletici Nedenleri ve Alınan Önlemler" tezin çalışma konusu olarak belirlenmiştir. (Kaynak 4)
II. GEDIZIN KONUMU
Ege bölgesinde Büyük Menderes'den sonra en uzun akarsu 401 km. akaçlama havzası 17500 km2'dir. Bu ırmak Murat dağının batı ve kuzey yamaçlarından inen derelerin Murat dağı suyu, (umburt suyu) Gediz kasabasından geçer ve Şaphane dağından inen akarsular (Gediz suyu) ile birleşmesinden meydana gelir. Dalgalı yaylalar içinde önce güneybatı, sonra batıya doğru akar, sağda simav dağlarından inen Kunduzlu, Selendi, Deli, Niş ve Demreler çaylarını ve solda Kula volkanik kımındaki derleri alarak güneye döner. Adala yakınında, Salihli karşısında kendi adıyla tanınan ovaya inmeden önce dar bir boğaza iner; bu kesimde yatağı Demirköprü barajı ile kesilmiş ve bunun gerisinde yüzölçümü 500 km2'ye yakın, uzunluğu 20 km, su hacmi 1,6 milyar m3 olan bir göl meydana gelmiştir. Ovaya çıkan gediz ırmağına burada doğudan gelen Alaşehir suyu katılır. Akhisar ovasından gelen kum çayını alan ve Manisa önünden geçen Gediz, Yamanlar ve Dumanlı dağlar arasındaki Menemen boğazında sıkıştıktan sonra, Menemen ilçesi önünde Delta ovasına çıkar ve Izmir Körfezinin kuzey kesiminde Foça ile Çamaltı tuzlasın arasında denize dökülür. (Harita II.1). Gediz ırmağı geçmişte bu delta ovası üzerinde sık sık yer değiştirmiştir. 19. yy. sonlarında Izmir Körfezinin güney kesimine doğru akarak limanı alüsyonlarla tıkayacak hale gelmiştir. Bunun üzerine ırmağın ağzı 1886'da batıya doğru çevrilmiştir. Gediz vadisi, Ege bölgesinin en zengin tarım alanlarından biridir. Her türlü tahıl, sebze, özellikle pamuk, tütün ve çekirdeksiz üzüm yetiştirilir. (Kaynak 1)


LinkBack URL
About LinkBacks
Paylaş







Alıntı

Bookmarks